BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!

 

 

Bugün 1 Mayıs.

Uluslararası İşçi – Emekçi Bayramı.

Geçimini akıl gücüyle, beden gücüyle çalışarak kazanan tüm emekçilerin bayramı kutlu olsun.

Bizim de!

 

Toplumumuzda insanın çarçabuk bir cephe tutması âdettendir. Öyle derin bir bilgi birikimiyle falan değil, taraf ın belli olsun yeter! En ateşli “savunucu”lar, savundukları şeyin ne olduğunu bilmez, çoğu zaman. Kimin neyi neden savunduğunu araştırmaya başladığınızda, temelsizliğin, bilgisizliğin ve gelişigüzelliğin boyutlarıyla aklınızı yitirebilirsiniz. Emekçinin hakkını savunmak kimlere kalmış, bilseniz küçük dilinizi yutarsınız. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi (hani sahip de değil ya fikre, bar bar savunur yalnız) olmak normal kabul edilir…

 

İşte küçük, naif, tek kişilik bir örnek:

2008’de ilk kitabım yayımlanmış, İstanbul TÜYAP kitap fuarında tantanalı bir imza günüm olmuştu. Yazarlık geçmişi benden çok daha eskiye dayanan bir arkadaşım, Kasım ortalarında telefon edip “Ayın 15’inde miting var. Artık sen de resmen “yazar” sayılırsın. Gelirsin herhalde.” demişti. Sesindeki alaycılığı bugün gibi hatırlıyorum. Davet edildiğime başta çok sevinmiştim ama arkadaş saydığım birinden gelen o kibirli üslup gururumu incitti, ben de pat diye sordum:

Neyin yıldönümü bu 15 Kasım şekerim? Neyi protesto ediyorsunuz, neyi savunuyorsunuz?

Cevap?

Eeee, işte…

Gitmedim.

15 Kasım, Dünya Hapisteki Yazarlar Günü. Uluslararası PEN tarafından 1981’den beri anılıyor, kutlanıyor. Bu özel günün amacı, görüşleri ve eserleri yüzünden hapsedilmiş yazarların haklarını korumak ve onları özgürlüğe kavuşturmak için ciddi ve etkili girişimlerde bulunmak, kamuoyunun dikkatini düşünce özgürlüğüne çekmek.

Savunusu, bu iki satırlık ansiklopedik bilgiden bile habersiz olanların eline kalmış.. Ülkemiz açısından, yazarlarımız açısından üzücü, umut kırıcı…

 

Peki, 1 Mayıs nereden geliyor?

Mayıs – Haziran ayları, Avrupa ve Asya’nın tarihi uygarlıkları tarafından, çok uzun zamandan beri baharın gelişi sebebiyle kutlanır. Ilıman iklim kuşağında kümelenmiş bu antik medeniyetlerin bahara aynı tarihlerde merhaba demesi, şaşılacak bir şey değil. Ziraat toplumları, karların erimesi, tohumların filizlenmesi, ağaçların çiçeklenmesi falan filan…

Ancak sanayileşme ile birlikte Mayıs’ın anlamı da bir adım öteye taşınmış. 1886’da Şikago‘da yaşananlar 1 Mayıs’ın (May Day) tarihsel gerekçesini oluşturuyor.

Sanayileşmenin ivme kazandığı, sendikaların ve işçi birliklerinin kurulmaya başladığı bu dönemde yeni doğan sosyalizm ve komünizm fikirlerinin de etkisi ile ABD’deki işçiler ayaklanır. 1 Mayıs 1886‘da 400 bin işçi toplanır ve hakları olan “mesainin 8 saat ile sınırlanması” talebini ileri sürerler. Ancak dönemin yöneticileri kirli bir plan yapar: Şehrin polis karakoluna kimliği belirsiz (!) kişilerce bomba atılır. Polis ve vali bu eylemin suçunu protestocu işçilere yıkar ve birçok eylemci tutuklanır. Bir yıl süren yargılamanın sonunda 5 işçi  idam cezasına çarptırılır, biri hücresinde intihar eder, dördü asılır.  1887 yılından itibaren, yaşamdan koparılan bu işçilerin aziz anısına 1 Mayıs günü işçi – emekçi günü olarak kutlanır, anılır.

 

Ya, işte böyle…

Mesela 1 Mayıs işçi bayramı ilan edildiğinde dünyada henüz Sovyetler Birliği yoktu. Komünizm ya da sosyalizm henüz hiçbir ülkede hâkim ideoloji olmamış, egemenlerce temsil edilen tüm fikirler gibi kirlenmemiş, katliamlara alet edilmemişti… Ve evet, 1 Mayıs ABD’den çıktı.

 

Bilgi güçtür.

Güçsüz kalmamak lazım.

İşçiler, emekçiler sadece kendi haklarıyla değil, daha zor dertlerle imtihan ediliyor. Ülkemizde sayısı bir milyona yaklaşan çocuk işçi var. Daha onların haklarını savunacağız. Bilgisiz, güçsüz, ezbere söylemlerle yürünemez bu yolda…

 

Ben 1 Mayıs’a, özgürlük ruhuna en çok aşağıdaki sesin yakışacağını düşünüyorum. Victor Hugo’nun anıt eseri “Sefiller”i, onun müzikal hali Claude-Michel Schönberg’in muhteşem bestesini, Türkçe sözlerle, enfes gençler seslendiriyor. Boğaziçi Caz Korosu, 2013 Haziran’ında söylüyor.

Duyuyor musun sesi

İşte bu halkın öfkesi

Olmayacak hiçbir zaman

Bir başkasının kölesi

 

 

Ben doyamam, kırk kere dinlerim şimdi. Ötesini de yazmayacağım doğrusu. Artık şarkının Fransız Devrimi ile ne ilgisi olduğunu, Boğaziçi Caz Korosunu falan kendiniz araştırısınız.

Yeter ki bilmediğiniz şeyi savunmayın 🙂

Bayramımız kutlu olsun!

 

 

 

 

Kapak görseli

Author: Beril Devlet

[yazar] [ara sıra çevirmen] [çeyrek asırdır eğitimci]

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Share This