BİR KADIN HASTALIĞI: TÜRKİYE

 

 

“Şey”lerin adı önemlidir. Adlar çok şey fısıldar, kulak verene.

Mesela kentlerin, köylerin, derelerin sırrı adında gizlidir. Binlerce yıllık tarih kurumuş, bir ismin kabuğuna sığmıştır.

Anadolu, bu hap yapılmış tarihler bakımından zengindir. Nereye el atsanız kurumuş, küçülmüş ama asla silinmemiş acılar, anılar, insanlar bulursunuz. Örnek mi? Kayseri adının Caesarea (Kayzerya)’dan geldiğini, Yunanca olan bu ismin Türkçe hançereye (söyleyişe) uydurularak zamanla Kayseri haline geldiğini bilmeyen, pastırmanın çemeninden öteye gidemez.

 

Dilimize yerleşmiş adlar, hep bu toprağın eski (kovduğumuz) sahiplerinin dilinde değil. Bir de Osmanlı zamanı Türkçesi var. Onu da anlayamıyoruz. Onun da sırrına eremiyoruz.

 

 

Kaybettiğimiz Osmanlıca adlardan biri, Nisaiye.

Sözlük anlamı kadına dair.

Ancak uygulandığı yer hastanelerin  nisaiye servisleri. Artık Türkçeleşti bu isim. Kadın Hastalıkları diyorlar. İlginçtir, hiçbir hastanede “Erkek Hastalıkları” isminde bir bölüm yok. Düşünce arka planımızda kadınlık hastalıkla bir tutuluyor, adeta.

Gerçi kadınların hasta olması o kadar doğal ki bu ülkede! Bu ülke bizzat, bir kadın hastalığına dönüşmek üzere…

 

Söze adlardan girmem boşuna değil.

Malum, bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Neresinden tutayım, hangi kesiğine merhem basayım? Günün adı bile acıyı çağrıştırır oldu. Zira bugün Türkiye’de kadın olmak, hasta olmak demek, yaralı olmak demek.

Duygu Asena’nın Kadının Adı Yok çağını geride bırakalı çok oluyor. Kadının artık huzuru yok, güvenliği yok, sağlığı yok…

 

Bugün kadının bakışında hiç kurumayan bir gözyaşı, sırtında düzelmez bir kambur, avcunda dolmayacak bir boşluk… Eliniz sadece sevmek için kalksaydı gözyaşı kururdu hâlbuki. Bir diploması, bir mesleği olsaydı öyle iki büklüm yaşamaz, belini doğrulturdu. Seveceği, yan yana yürüyeceği kişiyi kendi seçebilse avcundaki boşluk dolardı.

 

Peki beyler, siz ne yaptınız?

Kızlarınızdan bir kara önlüğü bir beyaz yakayı esirgediniz, onları okutmadınız.

Kızlarınızı daha çocuk yaşta, koca denen köle sahiplerine sattınız.

Kızlarınızı mesleksiz, seçeneksiz, çaresiz bıraktınız.

Yetinmediniz, kızlarınızı katlettiniz, yok ettiniz.

 

  • Bu ülkede okur yazar olmayanların çoğu kadın. Yaklaşık 900 bin erkeğe karşılık 4 milyon kadın okuma yazma bilmiyor. Kara cahil erkek nüfusunun dört katından fazla sayıda kara cahil kadınımız var…
  • Bu ülkede kadınların işgücüne katılma oranı erkeklerin üçte biri. İş güç sahibi erkeklerin oranı toplam erkek nüfusu içinde % 69,2 iken, çalışan kadınların oranı toplam kadın nüfusu içinde sadece %25,9.
  • Bu ülkede nikâhların yaklaşık %30’u çocuklara “kıyılıyor”. El kadar kızlarınıza bir tas çorba bir defter bir kitap veremediniz, sırtına tekmeyi vurup “koca”ya verdiniz, onları.
  • Son yedi yılda erkek şiddetinden ölen kadınların sayısı toplam 1.147. Kendi kızlarını katleden erkekler de var bu sayının içinde, başkasının kızlarını da katledenler de…

 

Kadın – erkek eşitliğinde dünyanın en berbat ülkelerinden biri haline geldik. Zambiya’nın 119. olduğu listede, Türkiye 125. sırada!

Haberiniz oldu mu eserinizden?

Övündünüz mü?

Bayram kutlayacak günde neleri konuşur olduk…

 

 

Yılbaşından bu yana, sadece 65 günde 55 kadın, erkek şiddetine maktul oldu. 2014’te ise tam 294 kadının canını aldı, hayatlarındaki “erkek”ler…

Lise öğrencisi bir kıza tecavüz eden sekiz yaratık, daha dün tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı! İnanabiliyor musunuz? Şu anda Adana sokaklarında sekiz arsız, ahlaksız, rezil tecavüzcü dolaşıyor!

 

8 Mart‘ta bu kez emekten, eşitlikten önce sorulacak sorular var:

Devlet şimdiye kadarki hafife alma tavrını terk edip, gözle görülür şekilde yükselen “kadın katletme” modasına dur demeyi düşünüyor mu?

Ciddi bir tedbir alınana kadar daha kaç kadın öldürülecek, daha kaç tecavüzcü himaye edilecek?

Ne zaman adı Türkiye olan bu kadın hastalığı iyileşecek ve biz kadınlar taburcu olacağız, nisaiye servisinden?

Müsaade var mı beyler, pis ellerinizi çekecek misiniz hayatlarımızdan?

Yaşattığınız kabus bitecek mi?

Biz kadınlar, sağ salim yaşayabilecek miyiz biz bu ülkede?

 

 

 

Görseller

Author: Beril Devlet

[yazar]
[ara sıra çevirmen]
[çeyrek asırdır eğitimci]

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Share This