“BİR TERÖRİSTİN OĞLUYUM”

 

Dilimizde bazı iddialı deyimler ve atasözleri vardır:

Armut dibine düşer.

Anasına bak kızını al.

Babasının oğlu…

 

Peki, gerçekten öyle mi?

Anne – babamızın kim olduğu, bizim kim olduğumuzu belirliyor mu? Anne-babamın kişiliğinin, kimliğinin ne kadarı benimkini etkiliyor?

Örneğin eşcinsellerin günahkâr olduğuna, Yahudilerin düşman olduğuna, bir binanın bodrumuna yüzlerce kilogram patlayıcı yerleştirip masum insanların canını almanın Müslümanlık olduğuna inandırılarak yetiştirilen bir çocuk, nasıl biri haline gelir?

 

Böyle çetin ve çetrefil sorulara cevap veren birini dinleyelim. Babası, suç ortaklarıyla birlikte 1993’teki Dünya Ticaret Merkezi saldırısını gerçekleştirdiğinde ilkokul çağında bir çocuk olan Zak Ebrahim anlatıyor:

 

5 Kasım 1990’da El-Seyyid Nusayr isimli bir adam Manhattan’daki bir otele girip haham Meir Kahane’e suikast düzenledi. Kahane, Yahudi Savunma Ligi’nin lideri idi.

Nusayr ilk başta suçlu bulunmadı ama hafifletilmiş suçunun cezasını çekerken başka insanlarla birlikte New York’un simgelerine yapılacak saldırıları planlamaya başladı. Bu mekanlar arasında tüneller, havralar ve Birleşmiş Milletler Merkezi vardı. Çok şükür ki bu planlar bir FBI ihbarcısı sayesinde önlendi.

Üzücü olan ise 1993’teki Dünya Ticaret Merkezi bombalanmasının engellenememesiydi. Nusayr sonuçta komploda yer aldığı için suçlu bulundu.

El-Seyyid Nusayr benim babam.

 

 

 

 

Kapak görseli

Author: Kılavuz Kirpi

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This