BREXIT: DEMOKRASİ AZINLIKLARI MUTSUZ ETMEK İÇİN Mİ VAR?

 

23 Haziran 2016 Perşembe günü Büyük Britanya yani Birleşik Krallık’ta veya bizim tabirimizde İngiltere’de Avrupa Birliğinden ayrılıp ayrılmamak konusunda bir referandum gerçekleşti.  Aşağıdaki tabloda da görüleceği üzere Avrupa Birliği karşıtları yaklaşık % 52 oyla galip çıktı.

 

brexit
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

Bu neticeye baktığımızda Galler hariç Kuzey İrlanda, İskoçya ve Londra sakinlerinin  % 55 ila 62’sinin AB’nde kalmak için oy kullandığı anlaşılmaktadır.

Oylamaya katılım 2015 parlamento oylaması katılımından daha yüksek oldu. AB referandumuna katılım % 72,2 iken, 2015’teki seçime % 66,1 katılım olmuştu.  Yani bu son oylamaya 46 milyon seçmenin nerdeyse 13 milyonu katılmadı.  Diğer ifade ile İngiltere’nin 17.410.742 seçmeni, 29 milyonun bir 16.141.241’nin karşı, 12,5 milyonunun çekimser kalmasına rağmen ülkenin kaderini belirlemiş oldu.

 

Katılsalardı demek çok basit ve ucuz bir cevap olurdu.

Çünkü durumun fecaatini kavrayan 2 milyondan fazla İngiliz seçmeni (bu rakamın artması bekleniyor) referandumun tekrarlanması için imza topladı. Demek ki işin vahametini kısa zamanda kavrayan bir kesim ortaya çıkmış. Ayrıca İskoçya yerel parlamentosu da Büyük Britanya’dan ayrılarak AB ile üyelik görüşmelerine başlanmasını tartışıyor.

 

Başbakan Cameron AB’de kalmak taraftarı olduğundan referandum sonuçlarından sonra Avrupa demokrasilerinde bir gelenek olduğu üzere makamından hemen istifa etti. Cameron AB karşıtlarının oyunu celp etmek için yanlış bir taktik kullandı ve “Türkiye’nin olduğu bir AB’de İngiltere’nin olmayacağını” veya “Türkiye ancak 3000 yılında üye olur” gibi Ankara’yı oldukça aşağılayan bildirilerde de bulundu. Onun bu taktiği AB aleyhtarlarının işine yaradı. Yani Cameron kendi ayağına kurşun sıkmış oldu.

 

Bu ve benzer referandumlar veya yerel – genel seçimler, demokrasiyi sorgulamamıza neden olmaya başladı.

AB için İngiltere’de yapılan referandum halkın ancak % 35’nin desteklediği bir kararın hayata geçmesini anlatıyor. Kalan % 65 onların peşinden giden koyun mu oluyorlar? Çünkü birkaç ay sonra yapılan aynı tip oylamalarda bile neticeler radikal şekilde değişebilmektedir. Yani halkoyu akıllı reklam, propaganda veya isterseniz oyunlarla etkilenebilmektedir. Hatta bizde “bir çobanın oyu ile benim oyum nasıl bir olabilir?” şeklinde aslında pek haksız olmayan sorular da çıkmıştı.

Karmaşık konularda yapılan bu nevi referandum veya oylamalarla seçmenin konuyu tam anlaması beklenemez. Çünkü siyaset de, ekonomi de, eğitim de, sağlık da, güvenlik de ihtisas konularıdır. Bir zamanlar “en kötü demokratik rejim diktatörlükten iyidir” denilirdi.

 

Genelde konuyu bilmedikleri halde bilgiçlik taslamak sevilen bir hobidir.

Dolayısıyla çok partili demokrasilerin halk için en yararlı şartları doğuracağı iddia edilirdi. Fakat artık yukarıda örneği gösterilen oylamaları sorgulamanın zamanı gelmedi mi?

İşte İngiltere’deki bu son referandum sonucu oy veren halkın  % 35’ini belki geçici bir süre mutlu edecek. Ayrılmayı kısa zamanda gerçekleştirirler ise AB’ne maddi katkıda bulunmaktan kurtulacaklar ve diğer Avrupa ülkelerinden (Bulgaristan, Romanya ve diğer) gelen ucuz işgücünü geri yollayacaklar.

Fakat dünya piyasalarının tepkisi kısa zamanda sezildi ve İngiliz poundu düştü. İlerleyen zamanda ekonomisi de sarsılacak ve enflasyon artacak şeklinde de tahminler yürütülmekte. Neticede oylamaya katılmayan % 27 de sandığa gitseydi şeklinde bir gerekçe ileri sürülebilirse de, oylamaya katılmamak aslında çekimser kalmaktır ve insanın buna hakkı olmalıdır diyenler de var.

 

Demek ki güçlü ve etkili bir propaganda halkın geleceğini düşünmeden oy vermesine de neden oluyor. Yani 0,5’lik bir oy farkı bile bir ülkenin kaderini değişebiliyor. Peki, bir taraf galip geliyor, diğer taraf, yani azınlıkta kalan veya tarafsız olan taraf bu demokratik oyunun kurbanı olmuyor mu? Çünkü çoğunluğu sağlayan taraf o azıcık farka dayanarak azınlığa her istediğini empoze edebiliyor.

Kısacası her ne kadar “demokrasilerde azınlıkların hakları korunur” denilse de pratikte bu böyle olmuyor. % 50’nin üzerine 0,1’lik fazlalık oy alan taraf ve onun temsilcileri diğerlerinin üzerinde hâkimiyet kurabiliyorlar. Galip gelmenin sarhoşluğu ile karşı tarafın canını sıkacak şeyler yapmayı kendi hakları olarak görüyorlar.

 

Demokrasilerde güçlerin ayrılması prensibinden bahsedilse de, pratikte bu pek öyle olamıyor.

İngiltere’deki halk son referandum sonucundan oldukça etkilenecek. Tabii İngiltere AB’ne geç kabul edilen bir ülke idi. Belki bunun için veya oynak İngiliz politikası gereği Euro birliğine katılmadı, neredeyse bütün AB ülkelerinin dâhil olduğu Schengen vize sisteminin dışında kaldı. Bir Türk vatandaşı Schengen vizesi aldığında bile İngiltere’ye giremiyordu, ayrıca vize alması gerekiyordu.

 

İngiltere’nin bu adımı domino etkisi yapar mı?

Türkiye’de kaçak elektrik paralarının abonelerden tahsil edilmesine olan tepki gibi, AB’denin içindeki zengin ülkelerin vatandaşlarında da “fakirleri beslemek için fazla vergi ödüyoruz” şeklinde bir kanaat var. Dolayısıyla aşırı sağcılar Hollanda gibi ülkelerde ayrılma konusunu gündeme getirmek ve belli bir kamuoyu oluşturmak için kampanyalar yürütüyorlar.

Ancak bu gibi ülkelerde referandum gerçekleşirse yine azınlıkta kalanlar mağdur olacaklar.

Demokrasiler azınlıkları mutsuz etmek için mi mevcutlar?

Bunu da sorgulamamız, insanların birbirlerini suni kurallarla incitemeyeceği, yüzyıllardır bahsi edilen özgürlükleri gerçek anlamda kullanabileceği, insan şerefine uygun yaşanılacak yeni uygulamalar hakkında kafa yormamız gerekmiyor mu?

 

Author: Nadir Devlet

Prof. Dr., Türk Dünyası tarihi ve uluslararası ilişkileri uzmanıdır. 20 ve 21. yüzyılda Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarının geçmişi, bugünü, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde yoğunlaşmıştır.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This