Cinsiyet Değil, Zihniyet ve Medeniyet Meselesi

            Baştan belirtmekte yarar görüyorum ki bu yazı her ne kadar bir kadın hakları yazısı olsa da muhatabı kadınlar değil, erkeklerdir.

            Kadınların hür ve özgür yurttaşlıklarını nasıl perçinlememiz gerektiğini tartışmak varken, onları yaşatabilmenin derdine düşmek de varmış 21. yüzyıl Türkiyesi’nde… Oysa kadın hakları konusunda çok değil, 80-90 yıl öncesine kadar batı medeniyetini dahi kıskandıracak adımları atma cesaretini gösteren bir ülkede nasıl oldu da kadınları hayatta tutabilmenin derdine düştük?

            Soruyu cevaplamak detaylı araştırma ve titiz analitik değerlendirmelere muhtaç olduğu için oldukça zor olsa da biz erkeklerin kendimize soracağı basit birkaç soruya vereceğimiz yanıt, bu zorluğun üstesinden gelerek kendimizle yüzleşmemizi kolaylaştıracaktır.

            Cumhuriyetin kurucularının eğitime verdiği büyük önem, aslında beşerden insana geçiş sürecinde dinin yanlış yorumunun, törelerin ve geleneklerin özellikle erkek zihinlerini ne derece medeni hayattan uzaklaştırdığını fark etmenin sonucuydu. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere ülkemizin kuruluşunda büyük görevler üstlenmiş komutanlar, bir zamanlar Osmanlı toprakları olan Arap coğrafyasında yaşayan hemen tüm kadınların ne çeşit ayrımcılıklara ve insanlık dışı muamelelere maruz kaldıklarına görevleri gereği uzun süre bulundukları bu coğrafyada bizzat şahit olmuşlardı.

            Geri kalmışlığa çözüm bulmak için batı aydınlanmasına ayak uydurmaya çalışan 19.yüzyıl Osmanlı’sının geç kalan engelleme çabalarına rağmen Cumhuriyet’e kadar başta İstanbul (özellikle Üsküdar) ve Antalya gibi Rumeli, Anadolu ve Doğu Akdeniz’in büyük kentlerinde kurulan köle pazarlarında erkeklerle birlikte satılan ama erkeklerden farklı olarak cariyeleştirilecek hem bedenen hem de ruhen sömürülen kadınların var olduğunu bilmek çoğu kişi için hâlâ hayret vericidir. Osmanlı’nın son dönemlerinde kölelik ve cariyeliğin kaldırılmasına dönük cılız adımlar, özellikle ulemadan gelen katı muhalefet nedeniyle amacına ulaşamamış ve günümüz dünyasında pek bilinmese de kadın hakları konusundaki kölelik ve cariyeliğin kesin olarak kaldırılmasındaki en cesur ve en etkili adım Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ne nasip olmuştur.

            Bu detay, Atatürk Cumhuriyetinin kadına verdiği önem ve değerin yanı sıra erkek zihinlerindeki “hastalıklı” kadın imajının köklenleri ve kadınların maruz kaldıkları haksızlık ve hukuksuzlukların tarihsel ve kültürel temellerini anlamamız açısından da oldukça önemlidir. Kimi zaman kadınlar tarafından da sevimli bulunan ama çoğunlukla erkekler tarafından yüceltilen ilkel maço sahiplenmenin kökenleri de maalesef bu “hastalıklı” kadın imajın bir sonucudur.

            Fiziksel avantajını tarih boyunca üstünlük ve ayrıcalık olarak yorumlayıp kullanan erkeklerin Aydınlanma dönemine kadar batıda da var olan ama maalesef müslüman coğrafyada 20. yüzyıla kadar devam eden alınabilir, satılabilir, devredilebilir, miras bırakılabilir bir varlık olarak köle (cariye) kadın olgusu sebebiyle zihinlerimiz hâlâ kirli ve temizlenmeye muhtaç.

            Her ne kadar çok gerekli olsa da sözü fazla uzatmamak adına, özellikle aklın özgürleşmesine dayalı bilimsel temelli eğitim ve yüksek nitelikli insani etkileşim olanaklarının önemine dair uzun açıklamalar yapmak yerine, Ankara’nın yanı başına kadar gelen top seslerine ve bu top seslerini fırsat bilerek karma eğitime son vermek isteyen gericilerin ısrarlı erteleme taleplerine rağmen Atatürk’ün toplanmasını istediği 1. Maarif Kongresi’nden bir anekdotla bitirelim:

            Kongre salonunda öğretmen kadınlar ve erkeklerin ayrı oturtulduklarını görmesine rağmen sabırla kongre konuşmasını bitirmeyi tercih ederek kongre başkanı Mazhar Müfit’e yönelen Atatürk şu soruyu sorar: “Sizin kendinize mi güveniniz yok, yoksa Türk kadınlarının faziletine mi?”

            Bu sözlerin ardından 100 yıl geçmesinin de utancını yanımıza alarak kendimize aynı soruyu soralım:

            “Bizim kendimize mi güvenimiz yok, yoksa kadınların faziletine mi?”

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

Author: Mustafa Göktaş

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This