ÇOCUKTA KORKU VE GÜVEN

 

BİR SOSYAL DENEY ELEŞTİRİSİ

 

 

Bir süredir fazlaca popüler sosyal deneyler… Bizim konumuz olan şu malum sosyal deneyi ise çoğunuz görmüşsünüzdür. Yurt dışında, muhtemelen Amerika’da, bir genç elinde şirin bir köpekle parkta çocuklarını oynatan annelerin yanına giderek, çocuklarına günde kaç kez yabancılarla konuşmamalarını öğütlediklerini sorduktan sonra, bir sosyal deney yapacağını ve elindeki köpekle çocuklarını farklı bir yere götürebileceğini ifade ediyor.  Sonra deneyi gerçekleştiriyor ve çocuklar doğal olarak onun (aslında köpeğin) peşinden gitmeyi tercih ediyorlar.

Bu tablo hemen hemen izleyen her anne babayı korkutsa da, oldukça şirin ve dikkat çekici bir yavru köpeği gören her çocuğu, daha fazla yavru köpek görme gibi bir teklifin heyecanlandırmasını doğal karşıladığımı baştan belirtmekte yarar var. Giderek doğal yaşam izlerinden eser kalmayan şehirlerin çocuklar üzerindeki boğucu etkisinden bunalan çocukların doğal yaşama ilişkin capcanlı ve sevimli bir iz taşıyan bir yavru köpeğin peşinden gitmeleri mi düşünmemiz gereken, yoksa bir yabancının peşinden gitmesi mi? Benim için birinci seçenek doğru cevaptır.

 

 

Gelelim meselenin yerli boyutuna… Bu deneyden vazife çıkaran genç Türk sosyal girişimcimizin olağanüstü bir hızla deneyin yerli versiyonunu çekip sosyal medya aracılığıyla yayması, kişisel mahareti kadar taklit ve sorgusuz uyarlama kültürümüzü de gözler önüne seriyor (Gencimizin temelde basit bir güven vak’asını barındıran bu deneyi sonuca bağlarken Risale-i Nur’dan alıntılarla süslemesi de ayrıca dikkate değer bir girişim). Doğal olarak bu deneyde de çocuklarımız çantasından çikolata, şekerleme vs. şeyleri bol keseden dağıtan gencimizin arkasından gidiyorlar. Modern anne babalar ise bu videoları kim bilir ne korkularla izleyip alelacele paylaş düğmesine tıklayarak, daha fazla anne babayı bilgilendirme gayretine girişiyorlardır…

 

Aslında bu korkuları uzun uzun konuşmak mümkün olsa da, ben çocuk penceresinden konuya yaklaşmakta yarar görüyorum. Malum, sosyal bilimlerde aklın yolu bir değildir. O yüzden madalyonun diğer yüzü ise şöyle: Acaba kendisi, ailesi ve yakın çevresi dışında hiç kimseye güvenmeyen, yeni karşılaştığı herkese karşı güvensiz ve korkularla yaklaşacak çocukları ergenlik ve yetişkinlik sürecinde neler beklediğini düşündük mü? Kendisi ve çevresi dışında kalan hemen her şeyi tehdit olarak algılayıp, hemen kendi dar aile kozalarına dönen çocukların ne tip travmalar yaşayabileceklerini hesaba katıyor muyuz? Bir yandan işbirliği, dayanışma gibi temel sosyal becerilerini geliştirmeye çalışırken, bir yandan da çocuklara güvensizlik aşılamanın onların dimağlarında ne tür bir çelişkiye sebep olacağını değerlendirdik mi?

 

Yanlış anlaşılmak istemem; çocukların olası kötü niyetli girişimlere karşı bilgisiz ve savunmasız bırakılarak, anne babadan izin almaksızın elini tutan her yabancıyla birlikte gitmelerine sessiz kalalım gibi bir düşünce içerisinde değilim. Sadece çocuklarımızın vehimlerle büyütülerek, çevreyle ve doğal yaşamla uyum ve insanlara güven gibi temel yaşam becerilerinden yoksun, paranoyak kişilikler haline getirilmelerine karşıyım.

Eğer 6 ve 5 yaşlarında iki çocuk babası olarak sen bu tip olaylara karşı nasıl bir tutum içerisindesin diye sorulursa cevabım basit. Ben onlardan sadece şunu yapmalarını beklediğimi ifade ediyorum: “Beraber parka gittiğimizde, eğer benim görmediğim bir yerdeyseniz, tanımadığınız bir kişi size herhangi bir şey teklif ettiğinde, bu teklif ne kadar hoşunuza giderse gitsin, öncelikle beni çağırın ve benden izin alın.”

Vehimsiz, paranoyasız, güven ve huzur dolu günler sizin ve çocuklarınızın olsun…

 

 

 

Kapak görseli

Author: Mustafa Göktaş

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This