DERİN DONDURUCUDAKİ VİCDANLAR

 

Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum… Tüm market zincirleri ve beyaz eşya markalarının Kurban Bayramı öncesi tanıtım ilanlarında aynı ürün, kocaman resimler ve göreceli indirim ilanları ile birlikte veriliyor:

“Derin dondurucu…”

Üç çekmecelisinden yedi çekmecelisine kadar her boyutu var. Üstelik üretim maliyetlerindeki düşüşün ürün fiyatına da yansımasıyla derin dondurucuları satın almak kolaylaştı; A harfinin yanına eklenen artılarla ifade edilen düşük elektrik tüketimi ise ürünü cazip hale getirdi.

 

Peki, bu ürünle ilgili reklamlardan geri kalmayan açıklamalarımın ardından, muhtemelen cevabını bildiğiniz, asıl sorumuza geçelim:

 

Neden Kurban Bayramı öncesinde bu ürünün bu kadar reklamı yapılıyor?

Var olan bir talep mi karşılanmaya çalışıyor, yoksa yeni bir talep mi yaratılmaya çalışılıyor? diye kendi kendime arz-talep ilişkisini kurmaya çalışırken, aklıma bir kasabın Kurban Bayramı sonrası serzenişi geldi:

 

-Hocam, bizim işler Kurban Bayramı sonrası 1 hafta kıyma çekmek, sucuk yapmak vs. ile geçer. En az iki ay doğru düzgün et satamayız. Sonrasında da azar azar rızkımızı kazanmaya başlarız.

 

-Neden? İnsanlar bayramdan önce et yerken, bayramdan sonra etten bıkıyorlar mı? diye saf saf sorunca kasap gülümseyerek:

 

-İlahi hocam! İnsanlar kurbanlarını kestikten sonra kıymalarını, kuşbaşılarını, kemiklilerini, kemiksizlerini güzelce ayırıp atıyorlar derin dondurucuya. Bir sonraki kurban bayramına kadar da bu etleri yiyorlar. Eh, bize de pek iş kalmıyor.

 

 

Aslında derin dondurucu reklamlarındaki (ve muhtemelen satışlarındaki) bu dönemsel artış, et stoklama motivasyonunun, “Hayır” ya da “Bağış” motivasyonunun önüne geçtiği anlamına geliyor. Maalesef, yılda bir kez elde edilen bu “fırsat”, ihtiyaç sahiplerine bağışlanmak yerine, istenilen zamanda et yeme isteğini karşılamak için kullanılıyor. Üstelik kazanılan “sevap” da cabası…

Diyanet’in Kurban’la ilgili sayfasındaki (http://kurban.diyanet.gov.tr/) açıklama ve fetvalara baktığımda ise stoklanmış etlere yönelik herhangi bir vurgudan eser yok. Sıkılıkla alıntılan hadislerdeki hemen hemen tüm vurgular hayır, paylaşma, sevap, yardımlaşma üzerine kurulu. İslam dinindeki teori (emir) ve pratiğin (amel) uyumsuzluğu kurban ibadeti konusunda akıl almaz boyutlarda…

Diğer taraftan “Kurban Hakkında Sıkça Sorulan Sorular” başlıklı tüm detayların verildiği 30 sayfalık belgede, “paylaşım” ve “sevabın” yaklaşık bir sayfayla sınırlandırılmasıyla et stoklama isteği arasında bir ilişki var mı, yok mu tartışmasını takdirlerinize bırakırken, her halükârda ibadet maksadıyla işlenen “amel”lerin bu maksadın çok uzağında olduğu gerçeği, tüm çıplaklığı ile karşımızda duruyor. (http://www2.diyanet.gov.tr/dinisleriyuksekkurulu/Documents/Kurban.pdf)

 

Hayata ziyadesiyle yenik başlayan insanlara yapacağımız yardımlar aracılığıyla vicdanlarımızı tatmin etmek için bir fırsat olan kurban ibadeti, eşine az rastlanan bir çelişkiyle fazlasıyla bencil isteklerimize aracılık ederken, derin dondurucuya koyarak tükettiğimiz etler ise aslında tükenmeye yüz tutan vicdanlarımızı simgeliyor…

 

 

Not:
Çocukluğumdan bu yana fazlaca duyduğum “Hali vakti yeterince iyi olmayanın kestiği kurban etinin hepsini kendisine saklamasında sakınca yok.” fetvasını gerekçe göstereceklere şimdiden cevabımdır: Bir kurban yaklaşık 700 TL, derin dondurucular da minimum 300 TL olmak üzere yaklaşık 1.000 TL ediyor. 1.000 TL’yi ibadetine harcayabilen kişilerin paylaşmaktan çok stoklamayı tercih etmeleri, herhangi bir şekilde insani ve vicdani gerekçelerle açıklanamaz.

Author: Mustafa Göktaş

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This