ERDOĞAN, PUTİN VE ARADA KALANLAR

Halk arasında bir tabir vardır: “Arada kalanın canı çıksın”. Erdoğan ile Putin arasındaki bilek güreşinde de arada kalanlar oldu. Bu yazıda iki ülke arasındaki gerilimin ekonomik boyutuna değinmeyeceğim. İnsani ve kültürel boyut üzerinde duracağım. Çünkü asıl kayıp orada yaşanacak gibi görünüyor.

 

Rus savaş uçağının düşürülmesinden sonra iki ülke arasında patlak veren kriz aklıselimle çözülemedi. Kremlin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “yaşanan hadiseden dolayı üzgünüz” şeklindeki ifadesini özür olarak kabul etmedi ve Türkiye’ye karşı tedbirlerini anında ilan etti. Böylece yıllarca dantel gibi örülen bağlar sanki bir bıçakla kesilmiş oldu.

Bu olaydan önce 15 Ekimde ABD ile Rusya Hava Kuvvetleri arasında imzalanan ‘Özel Telsiz Kanalı Kullanımı’ anlaşmasının Rusya ile Türkiye arasında da imzalanmış olmasına rağmen böyle bir kazanın olması da ilginç. Zaten son zamanlarda Ankara ile Moskova arasında anlaşmazlık noktaları artmaya başlamıştı. Ancak her iki tarafın da ilişkileri bu derecede koparmaya hazır olduğu, pek tahmin edilmiyordu.

 

Son 30 – 40 yılda Türkiye’nin bu kadar sıkı ilişkisi olup da, bu derecede keskin bir kopuşa uğrayan bir örnek yaşandığını hatırlamıyorum. Kara komşularımızla (Ermenistan’la hiç olmadı, ama Bulgaristan, Yunanistan, İran, Irak, Suriye) ile olan ilişkiler bazen iyi bazen kötü olurdu. Ancak hiçbiri şimdiki kadar canımızı acıtmadı. Zaten Putin’in maksadı da Türkiye’nin canını acıtmak olmalı.

 

İnsan ister istemez tarihteki Osmanlı – Rus çatışmalarını hatırlıyor.

Tabii tarih bugün hatırlanıyor olsaydı Ruslarla Türkler arasında evlilikler olmaz, aileler kurulmazdı. Rusya’daki Türklerin ekserisi Moskova’da yaşıyor ve çoğunun Rus eşleri ile onlardan olan çocukları var. Bazıları RF vatandaşı da olmuş. Cenk Başlamış, sayılarını 90 bin olarak tahmin ediyor. Şimdi bu insanlar artık dostlar arasında değil, düşman bir muhitte yaşamaya başladı. Türklerin işlettiği mağazaların geleceği ne olacak? Pek parlak gözükmüyor.

 

Haydi, Türkiye’den gidenler kendi arzuları ile gitti diyelim. Bir de Rus işgali altında olan Türki iller ve insanlar var. Onlar aslında Rusları iyi tanıdıklarından kendileri bir söylem geliştirmişler: Rus’tan dostun olsun, belinde baltan olsun! Onların bir yere kaçma imkânları yok. Sınırlar açıkken tatil için, eğitim için, akrabalarını ziyaret için Türkiye’ye geliyorlardı. Şimdi bu kapı da kapandı. Yazık, bu onlar için de bizim için de kayıp. Aralarından çok dostlarımız oldu.

 

TÜRKSOY 1993’te Bağımsız Türki Cumhuriyetlerin Kültür Bakanlıkları tarafından kurulan resmi bir organ. Rusya Federasyonu içindeki altı Türki cumhuriyet Tataristan, Başkurdistan, Altay, Saha (Yakut), Tıva ve Hakas kurumda gözlemci üye statüsüne sahip.

Uçak düşürülmesi olayından hemen sonra Rusya Kültür Bakanı Vladimir Medinskiy bu ülke temsilcilerinin 26 Kasımda Türkmenistan’ın Marı kentinde düzenlenecek TÜRKSOY toplantısına katılmasını yasakladı. Böylece bu ülkelerin temsilcileri Avrasya Yazarlar Birliği ve benzer Türk Dünyası toplantılarına gidemeyecekler.

Yunus Emre Enstitüsünün RF içindeki tek ofisi Kazan’da bulunuyor. Diğer şubelerde olduğu gibi burada da Türkoloji bölümlerini ve Türkçe öğretimini desteklemek amacıyla çeşitli etkinlikler yürütülüyor. Gerginlik tırmanmaya devam ederse Enstitünün çalışmasına bundan sonra izin verilmeyecektir.

Ayrıca TC üniversiteleri ile RF üniversiteleri arasında birçok işbirliği anlaşması yapılmış bulunuyor. Bu anlaşmalar çerçevesinde bilimsel toplantılar, öğrenci alışverişi ve hatta konuk öğretim üyelerinin her iki ülkeye gidiş gelişleri sürüyordu. Son olayların ardından bu akademik temasların da devamı mümkün görünmüyor.

Bağımsız Türk Cumhuriyetlerinden ikisi, Azerbaycan ile Kazakistan TC ile RF arasında arabulucu olmak istediklerini bildirdi. Çünkü Rusya’nın Türkiye ile ilişkileri bozulursa kendilerinin de (neticede beş Türki cumhuriyet) Ankara ile ilişkilerini soğutmaları gerekeceğini biliyorlar. Bu toplantılara Türkmenistan seyrek olarak katılırken Özbekistan ise devlet başkanları seviyesinde yapılan Türk Konseyi toplantılarına katılmamaktadır. Bundan sonra Konsey toplantılarının olacağı da şüphelidir. Kazakistan’daki Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi ile Bişkek’teki Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinin geleceği de belirsizleşmiştir. Yani Türk Dünyası hayali de daha çok uzun yıllar hayal olarak kalacaktır.

 

Diğer yandan Rusya’nın tarih içinde işgal ettiği muazzam coğrafyada Kuzey Kafkasya’da Çerkes dediğimiz, değişik adlardaki etnik topluluklar var. 29 Kasımda Ankara’da Rusya ile gerginlik Türkiye’deki 55 derneğin üyesi olduğu Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) 7. Olağan Genel Kurulu toplantısına da olumsuz şekilde yansıdı. Toplantı için yurt dışından davet edilenler, Rus yetkililerin ‘Türkiye’ye gitmeyin’ uyarısı üzerine gelemedi. Kafkas Dernekleri Federasyonu Genel Başkan Aslankaya, Rusya’da okuyan 300 kadar öğrencinin ailelerinin tedirgin olduğuna, Düzce Üniversitesi Çerkes Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretmenlerinin geri çağırıldığına dikkat çekti.

Trakya Üniversitesi 28 Kasımda aşağıdaki bildiriyi yayınladı: ”Araştırma Görevlimiz Cemalettin Yavuz, doktora tezi ile araştırma yapmak üzere bulunduğu Rusya Federasyonu Çuvaşistan Cumhuriyeti’nde tutuklanmıştır. Kendisi Çuvaş Devlet Üniversitesi bünyesinde düzenlenen Rusça kursuna devam ettiği için vize ihlali iddiasıyla mahkemeye çıkarılarak 5 bin Ruble para cezası, 5 yıl Rusya’ya giriş yasağı ve sınır dışı edilme cezalarına çarptırılmıştır. Yavuz, mahkeme sonrasında ayrıca gözaltında tutulmaktadır”. Bu genç araştırmacıyı şahsen de tanıdığım için üzüntüm ziyadesiyle oldu.

Moskova’nın aslında bu ilk olayı değildir. Bir zamanlar bu gibi Araştırma Görevlilerine aynı muameleyi yaptığını ve beş yıl ülkeye girme yasağı koyduğunu biliyoruz. Ancak şimdi Doçent veya Profesör seviyesine ulaşan bu azimli akademisyenlerimiz, bu bölgelerde bilimsel çalışmalarını sürdürmüşlerdi. Ancak bu seferki olay bireysel değil, toplumsal olma eğiliminde.

Bir başka örnek ise Voronej’de yaşandı. Voronej Yüksek Teknolojiler Enstitüsü yönetimi, okulda eğitim gören Türk öğrencilere ülkeden ayrılmaları uyarısında bulundu. İsminin açıklanmasını istemeyen öğrencilerden S.K., okul yönetiminin, Türk öğrencilere 2-7 Aralık tarihleri arasında Rusya’dan ayrılmalarını söyleyerek aksi takdirde kaçak durumuna düşecekleri ve zorla sınır dışı edilecekleri uyarısında bulunduğunu söyledi.

İki gün önce ise Moskova’nın 840 kilometre güneydoğusunda, Volga (İdil) nehri kıyısında bulunan Saratov kentinde, yaklaşık 100 Türk öğrencinin kaldığı üniversite yurduna sabah saatlerinde baskın düzenledi. Eğitimli köpeklerle Saratov Devlet Üniversitesi Yurdu’na gelen polis, sadece Türk öğrencilerin odasına gelerek pasaport kontrolü yaptı, bazı odalara ise kapı kilitlerini kırarak girdi. “Yalnız mı kalıyorsun”, “Erkek arkadaşın var mı” gibi sorular yöneltilip, evrakları kontrol edilen 20 kadar öğrenci gözaltına alındı.

 

Şimdi akla Türkiye’nin Rusya Federasyonundaki değişik Türki ve Müslüman cumhuriyetlerle ilişkileri geliyor.

En güçlü ilişki Tataristan ile olanı idi. Tataristan’ın İstanbul’da temsilciliği bulunuyor. Bu temsilcilik genelde ekonomik ilişkilerle ilgileniyor. Mesela Tataristan’da irili ufaklı 250 Türk firmasının mevcudiyetinden bahsediliyor. Ancak temsilcilik aynı zamanda Türkiye’deki Tatarlar ile Tataristan arasındaki ilişkileri de ayarlıyor. Şimdi zaten vize rejimi getirildiğinden Tataristan’a seyahatler zorlaşacak. Temsilcilik de kapanırsa bilgi alma konusunda başvurulacak bir merci de kalmayacak.

Yani yurt dışındaki bir avuç Tatarın tarihi vatanları ile ilişkileri kopacak.

Bu arada Tatar kızları ile evlenen Türkler de var. Bazıları TC vatandaşı olmuş. Acaba çifte vatandaşlığı Moskova bundan sonra kabul edecek mi? Bir zamanlar bu durumda olanlara sınır kapılarında büyük zorluklar çıkarılıyordu veya Rusya’ya alınmıyorlardı.

Zaten hiçbir zaman sınırdan güven ve huzur içinde geçtiğimi hatırlamıyorum. Devamlı bir sorun çıkaracaklar diye beklerdim. İşte kafalarda böyle yüzlerce soru ve endişe oluştu.

Anlaşılan dünyada siyasetçiler oldukça, insanlığa huzur yok.

 

 

 

 

 

Kapak

Author: Nadir Devlet

Prof. Dr., Türk Dünyası tarihi ve uluslararası ilişkileri uzmanıdır. 20 ve 21. yüzyılda Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarının geçmişi, bugünü, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde yoğunlaşmıştır.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This