İNGİLİZCE NASIL EVRENSEL BİLİM DİLİ OLDU?

 

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

Ekim 1927 – Beşinci Uluslararası Solvay Elektronlar ve Fotonlar Konferansı. Önde Marie Curie ile Einstein arasında oturan konferans başkanı, Leiden Üniversitesinden Hendrik Lorentz.

 

Permafrost, oksijen, hidrojen… Hepsi kulağa bilimsel geliyor.

Bu sözcüklerin, terimlerin kökeni Rusçaya, Yunancaya ve Fransızcaya dayanmakta.

Oysa bugün bir bilim insanı yeni bir terim yaratacak olsa, muhtemelen bu İngilizce bir sözcük olacaktır. Ya da bilimsel bir keşif yapıp yayınlayacak olsalar, dili muhakkak İngilizce olur.

Bu yıl fizyoloji ve tıp alanında Nobel ödülü alan Norveçli çift, May-Britt ile Edvard Moser’a bakacak olursak, onların araştırması da İngilizce yazılmıştı. Oysa bu hep böyle olagelmedi.

 

Yakında “Sicentific Babel” adlı kitabı çıkacak olan, Princeton Üniversitesi bilim tarihi profesörü Michael Gordin diyor ki, “1900’lü yıllara dönseniz ve biri size tahmin et bakalım, 2000’li yıllarda dünyanın bilim dili hangisi olacak? dese, önce bir kahkaha patlatırdınız. Zira herhangi bir dilin dünya bilim dili olmasına imkân olmayacağını bilirdiniz. Böyle bir dil, olsa olsa Fransızca – Almanca – İngilizce karışımı bir şey olabilirdi.”

Yakında piyasaya çıkacak kitabında da bu konu üzerinde duran Gordin’e göre İngilizce 1900’lerde baskın bilim dili olmaktan çok uzaktı. Ağırlık, Almancadaydı.

“20. yüzyılın öyküsü Almancanın, dünya ölçeğinde bilimsel iletişim dili olma vasfını, birbiri ardına gelen düşüşlerle yitirmesi ve onun yerini İngilizcenin alması hikâyesidir.” diyor, Gordin.

Belki Latinceyi bilimin dili olarak düşünmüşsünüzdür. Ki, orta çağın sonlarından 17. yüzyıl ortalarına kadar geçen uzun yıllar boyunca Batı Avrupa için evrensel iletişim dili Latince olmuştu. Latince, birçok diğer diller gibi, bilimsel çalışma dili haline gelmişti.

Bilimsel yayınlarını büyük ölçüde ana dilinde yapan ilk bilim adamı, Gordin’e göre Galileo idi. Galileo çalışmalarını İtalyanca olarak yazdı. Daha fazla bilim insanına ulaşması için, çalışmaları sonradan Latinceye çevrildi.

Filmi ileriye, 20. yüzyıla saralım ve nasıl oldu da İngilizce bilim dünyasında Almancaya galebe çaldı sorusunun yanıtını arayalım.

Gordin’e göre “O zamana kadar bilimsel yayınların üçte biri İngilizce, üçte biri Fransızca ve üçte biri Almancaydı. Bilimsel alana göre dil de değişiyordu ve yer yer Latince de yazılıyordu. Bu çok dilli düzene vurulan ilk büyük darbe 1. Dünya Savaşı oldu ki, bunu iki ana sonucu ortaya çıktı.”

  1. Dünya Savaşından sonra Belçikalı, Fransız ve İngiliz bilim adamları Alman ve Avusturyalı meslektaşlarına boykot uyguladı. Konferanslara davet edilmiyorlar, Batı Avrupalı bilimsel dergilerde çalışmalarına yer verilmiyordu.

“Gitgide bilimsel camia ikiye ayrılmaya başladı. Biri dili Almanca olan ve savaştan yenik çıkan Merkezi Avrupa, yani Almanya ve Avusturya, diğeri ise çoğunlukla İngilizce ve Fransızcanın hâkim olduğu Batı Avrupa bilim çevreleri” diye açıklıyor, Gordin ve devam ediyor:

İşte tam da bu dönemde bilim camiasını yönetecek, Uluslararası Kuramsal ve Uygulamalı Kimya Birliği gibi kurumlar tesis edilmeye başladı. Ve bu yeni kurumlar İngilizce ve Fransızcayı kullandı. Böylece Kimya alanında başat dil olan Almanca yavaş yavaş etkinliğini yitirmeye başladı.

Birinci Dünya Savaşının yol açtığı ikinci büyük dalgalanma ise okyanus ötesinde, ABD’de meydana geldi. ABD’nin savaşa girdiği 1917 tarihinde başlayan ve giderek yaygınlaşan “Anti Alman” histerisi ülkeyi baştan aşağı sarmıştı.

Gordin “Bu noktada, ABD’nin geniş kesiminin hala Almanca konuşup yazdığını akılda tutmalıyız” diyor. Ohio, Wisconsin ve Minnesota’nın büyük bölümü Almanca konuşmaktaydı ve 1. Dünya Savaşı bu durumu değiştirdi.

“23 eyalette Almanca yasaklandı. Kamusal alanda Almanca konuşmak, Almanca radyo yayını yapmak ve 10 yaşından küçük çocuklara Almanca öğretmek yasak edildi.” diye açıklıyor, Gordin.

Her ne kadar Yüksek Mahkeme 1923’te bu yasakları kaldırdıysa da, uygulama yerel yasalara girmişti. Gordin’e göre bu uygulamanın asıl sonucu, Amerikalıların yabancı dil öğrenme kapasitesini silip süpürmesi oldu.

“1915’te Amerikalılar Avrupa’daki kadar yabancı dil öğreniyor ve öğretiyordu” diyor Grodin. “Bu yasalar yürürlüğe girdikten sonra yabancı dil öğretimi büyük ölçüde azaldı. Kendini dünyadan izole eden bu anlayış 1920’ler boyunca sürdü. Her ne kadar yüksek mahkeme yasaları iptal ettiyse de kitleler Fransızca veya Almanca’da neler yazılıp çizildiğine ilgi göstermemeye devam etti.”

1920’lerdeki neslin yabancı dille haşır neşir olmaması, gelecek bilim insanlarını da etkiledi.

“Karşınıza yabancı dil bilmeyen bir öbek insan var” diyor Gordin ve devam ediyor: İngilizce ile yaşamaktan, İngilizce düşünmekten gayet memnundular. Zira akıllarındaki en heyecan verici konular İngilizce cereyan ediyordu. Bu yüzden bilim camiası Amerikan merkezli hale geldi 2. Dünya Savaşından sonra da İngilizce merkezli yapısını korudu.

Gordin’e göre, bilimsel terimlerde dünya tarihinin izlerini sürmek mümkün.

Mesela oksijen kelimesini ele alalım. 1770’te Fransız bilim insanları yeni bir yanma teorisi üzerinde çalışırlarken bu sözcük ortaya çıktı. Yaptıkları bilimsel deneylerde, inşa etmekte oldukları yeni element için yeni bir kavrama ihtiyaç duydular.

Yunancadan “asit” “yapar” anlamıma gelen bir bileşik sözcüğü seçtiler: Oksi-jen. Çünkü oksijenin asit yapıcı bir madde olduğu kanısındaydılar. Bu teorileri hatalıydı ancak asit-yapar (oksijen) kelimesini Yunancadan devşirmişlerdi. Demek ki o dönemin Fransız bilginleri, Avrupalı bilginleri gayet iyi bir klasik çağ eğitimi almışlardı.

İngilizce konuşan bilim camiası Fransızlardan bu “oksijen” terimini olduğu gibi aldı. Ancak Almanlar böylece alıvermek yerine kavramı değiştirdiler, asit ve yapar kelimelerini tek tek kendi dillerine çevirdiler ve aynı anlama gelen Almanca bir terim ürettiler: Sauerstoff.

Sözlerine devam eden Gordin, son olarak “Bu örnekte olduğu gibi, terimlerin oluşumu belli dönemlerde farklılık arz ediyor. Almanların eğilimi İngilizce – Fransızca kavramları alıp kendi dillerine tercüme etmek yönünde idi.   Günümüzde ise bu eğilim geçerli değil. Günümüzde online, transistor, mikroçip gibi şeyler oldukları gibi İngilizceden alınıyor. Buradan da toplumların kendi dillerinin üretkenlik kapasitesini görme eğilimden, terimleri oldukları gibi alma akımına kadar bilimsel terimler ve kavramlarda zaman içinde farklı modaların hâkim olduğunu görebiliyorsunuz” diyor.

 

Makalenin İngilizce orijinali: How did English become the language of science?

Author: Kılavuz Kirpi

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This