KIRIM TATARLARININ SESİ SOLUĞU KESİLDİ

 

 

 

ve tekrar sürgün edilmeleri için zemin hazır gibi…

 

1 Nisan 2015 itibarı ile Rusya’nın Kırım’ı ilhakının birinci yılı doldu. Yarımadada yaşayan Kırım Tatarları yeni rejimin çeşitli manipülasyonlarından hala kurtulamıyor.

Kırım Tatarca, Rusça ve Ukraynaca yayın yapan ATR televizyonu, çocuk kanalı Lale ve Maydan radyosu ile 15 minut (dakika) adlı haber ajansı, yeni egemen Rus yönetiminden akreditasyon alamadıkları için yayınlarına son vermek zorunda kaldılar.

Olay Türkiye’de birkaç basın organında ancak kısa bir haber olarak çıktı. ATR, akreditasyon almak için geçen yıldan beri dört defa başvurmuş, ilk üçüne ret gelmiş. Sonucu başvuruya cevap vermeye bile gerek görmemişler. Oranın yerli halkı olan Tatarları bu derecede aşağılamaktan utanmamışlar.

Bundan önce de en büyük haber ajansı olan Kırım Haber Ajansı iki defa müracaat edip reddedilince, mücadelesinden vazgeçmek zorunda kalmıştı. Bunun dışında “Avdet” gazetesi ve “Yıldız” dergisi de akreditasyon alamadılar. “Yıldız”ın sürgündeki Özbekistan’a dayanan en az 40 yıldan fazla bir geçmişi vardı. Bunun dışında “Armançıh” çocuk dergisinin başına da aynı şeyler geldi.

Anlaşılan Ruslar bu yayın organlarını tehlikeli addettiler. Neticede Tatarların tek bir yayın organı kalmadı. Sürgün döneminde dahi Özbekistan’da çıkan “Lenin Bayragı” adında bir gazeteleri, “Yıldız” adlı dergileri ve basılan yüzlerce kitapları vardı.

Ruslar burada Kırım Tatarlarını tam bir düşman olarak görüyorlar ve tam bir işgalci gibi davranıyorlar. Zaten Mayıs 1944’te onları Kırım’dan süren de aynı Rus hâkim zihniyetinin Komünist versiyonu idi.

2006 yılında yayına başlayan ATR ve yukarıda saydıklarımız “dostumuz” Rusya tarafından kapatıldı. Biz Türklerin, Kırım Tatarları ile olan manevi bağlarımızı hiçe saydılar.

 

Kırım Cumhuriyetinin başkanı Aksyanov kamuoyunu bu uygulamanın siyasi bir karar olmadığına inandırmak istiyor. Fakat Kırım Tatarlarının Rus planları içinde “şüpheli azınlık” konumları var. Kırım’ın işgalinden bu yana bir gazeteci yeni yönetimi devirmek suçlaması ile tutuklandı. Beş yıl hapis cezası alması bekleniyor. Bir hayli gazeteci sorguya çekildi ve evleri arandı. Bir kısım ise takibattan korkarak Kırım’ı terk etti. İki tanınmış Kırım Tatar lideri Reşat Çubarov ile Mustafa Cemilev Kiev’de sürgünde bulunuyorlar. Kırım’a girmeleri yasaklandı. Ruslar Tatarları ikinci defa topyekûn sürmeyi planlıyorlar.

İşgalin hemen sonrasında Moskova, Tataristan Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, siyasi ve tanınmış resmi şahıslarını Kırım Tatarlarını ikna etmeleri için Bahçesaray ve başkent Akmescit’e (Simferopol) yolladı. Onlar bir takım vaatlerde bulundular. Hatta yeni yönetim ile işbirliği antlaşması imzalandı. Yönetime bir Kazan Tatarı getirildi. Kazan Bahçesaray’a yardımla görevlendirildi. Şu anda kapatılan “ATR TV” ile Kazan’da yayın yapan “Yanğa Gasır/Novıy Vek (Yeni Asır) TV” işbirliği protokolleri imzaladı. Tataristan’dan bir takım sanatkârlar geldi, konserler verdiler. Sanki Tataristan, kardeş Kırım Tatarlarını kolları arasına almış gibi bir hava yaratıldı.

Şimdi bakıyoruz ki bütün bunların hepsi cidden “hava” olmuş. Şu anda cumhurbaşkanlığı makamına vekâleten bakan Minnihanov bu konuda basına sözlü bildiri yap(a)madı. Tek Prag’dan yayın yapan “Azatlık” radyosunun sorusuna kaçamak yazılı bir cevap vermekle yetindi: “Sorunlu konuları hukuk çerçevesinde çözmek gerekir” denilmekte bu yazıda.

 

 

Moskova’daki Rusya Müslümanları Müftüler Şurası ve Rusya Federasyonu Müslüman Ruhani Yönetimi Başkanı şeyh Ravil Gaynutdin, Kırım’ın işgalci yönetimi başkanı Sergey Aksyanov ile Rusya İletişim Bakanı Nikolay Nikiforov’a açık mektup yazdı. En azından Minnihanov’dan daha cesur davranabildi.  Mektupta “ATR”nin kapatılmasının Kırım Tatar halkına büyük şok olduğunu ve büyük kültürel bir kayıp olduğunu, böylece Kırım Tatarlarının Rus siyasi, kültürel ve tarihi alanına entegre edilmesi prosesinde ciddi riskler yaratacağını” yazdı. Böylece bunun Putin’in politikasına da zarar vereceğini belirtti. Daha fazlasını zaten yazamazdı ama bir reaksiyon vermesi Rusya’daki 15 milyon Müslümanın dikkatini çekmiştir.

Moskova’nın Kırım Tatarlarını dışlama politikası geçen yılın 14-25 Ekim tarihlerinde apar topar yapılan nüfus sayımı sonuçlarında da görülmekte. 2001 yılında Kırım’da Ruslar % 58,5 oranına sahipken 13 yıl sonra % 67,9 oranına yükselmişler. Kırım Tatarları ise % 12,1’den % 10.57’ye (232.340) düşmüşler. Bu rakamlara bakarak bu nüfus sayımının adil yapıldığını nasıl iddia edebiliriz? Ancak hâkimiyet onların elinde olduğu için “ister al, ister alma!” durumunda kalıyoruz. Anlaşılan Moskova, Kırım Tatar nüfusunu gelecek nüfus sayımına kadar sıfırlamayı emrediyor. Bu ancak böyle yorumlanabilir.

Kırım’daki bu gelişmeleri ABD ve AB tenkit etti. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu ise şöyle dedi: “Bizim Kırım konusunda görüşümüz belirgindir. Kırım’ın kanunsuz şekilde Rusya’ya katılmasını tanımadık ve tanımayacağız. Bizim hem Ukrayna hem de Rusya ile iyi münasebetlerimiz var. Rusya bizim önemli ticaret ortağımız, ama bunlar bizim oradaki gelişmeler konusunda doğruyu söylememize engel teşkil edemez”. Ne dersiniz? Bir diplomata yakışır ustalıklı bir dil kullanmış değil mi? Biraz argo kaçacak ama “Ne şiş yansın ne kebap” diyebilirdi.

Bu sözleri de bence yaklaşmakta olan seçimlerde Kırım kökenlilerin oyunu almak için demiş olması da muhtemeldir. Malum, siyasetçinin bir görevi de ortalığı yatıştırmaktır. Zaten bu durum Türklerin hatta Türkiye’ye tam anlamda entegre olmuş Kırım kökenlilerin pek de umurunda değildir. Ne demişler “ateş düştüğü yeri yakar”.

Baskılara, tehditlere, haksızlıklara maruz kalan oradaki bir avuç Kırım Tatarıdır. Ayrıca onların ataları ve kendileri sürgüne uğramıştır. Biz sürgün olayını ancak eski Sovyet lideri Hruşçov faş edince öğrenmiştik. Kısacası buradakilerin bu korkuları anlamaları veya hissetmeleri mümkün değildir. Bizler zaten mağdur olan bazı halklar gibi bu konuları çocuklarımıza aktarmadık veya aktarmaya gerek görmedik…

Moskova, Abhazya ve Güney Osetya’yı da benzer şekilde Gürcistan’dan koparmış idi. O zaman dünya ülkeleri pek bir reaksiyon göstermemişlerdi. Aslında Bağımsız Devletler Topluluğu antlaşmasında sınırların dokunulmazlığı maddesi vardı. Rusya Gürcistan’a karşı da, Ukrayna’ya karşı da bu maddeyi ihlâl etti. Böylece tek bu anlaşmayı değil, AGİT gibi bir sürü uluslararası antlaşmayı ihlâl etmiş oldu. AB ve ABD bunun üzerine sınırlı ekonomik yaptırımlar uygulamaya başladı. Ancak Putin’e bu yaptırımlar geri adım attırmadı, tersine daha da saldırganlaştırdı. Moskova, ekonomik ambargo dolayısıyla halkın sıkıntıya düşmesine aldırmıyor. Çünkü katı otoriter bir sisteme alışık Rus halkı çeneyi tutmasını biliyor. Bir kısım Rus ise büyüklük kompleksine kapıldı.

“Yeni Rusya” adını verdikleri Doğu Ukrayna’yı da Rusya Federasyonuna resmen katacaklar. Bu kadarla da kalmayacak. Sırada başka ülkeler var. Yoksa Rusya bu kadar hızlı silahlanmaz idi.

 

 

Kapak görseli

Author: Nadir Devlet

Prof. Dr.,
Türk Dünyası tarihi ve uluslararası ilişkileri uzmanıdır. 20 ve 21. yüzyılda Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarının geçmişi, bugünü, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde yoğunlaşmıştır.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Share This