Sanatın Osmanlıcası

Madem Osmanlıca gündeme bu kadar yerleşti, o halde biz de resim sanatında Osmanlının izlerini sürelim, Osmanlı’yı pek bilinmeyen bir çehresiyle görünür kılalım.

 

Üç büyük Osmanlı ressamını kısaca tanımaya çalışacağız.

 

İlki, son Halife Abdülmecid Efendi

Doğumu 29 Mayıs 1868, İstanbul – ölümü 23 Ağustos 1944, Paris

Son İslam halifesi ve Osmanlı hanedanı mensubu, eski veliaht.

 

Sultan Abdülaziz’in oğlu olarak 29 Mayıs 1868’de İstanbul’da doğdu. Annesi Hayranıdil Kadınefendi’dir. 1876’da babasının tahttan indirilmesinden sonra 1908’e kadar İcadiye’deki köşkünde sanatla meşgul olarak yaşadı.

Resim ve piyano gibi birçok sanat dalıyla ilgiliydi.

Birçok defa resim sergileri açan Son Halife Abdülmecid Efendi 1909’da kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyetinin de fahri başkanlığını yapmıştır.

Fransa’ya resim ve piyano için çok sayıda öğrenci göndermiştir.

1918’de Vahdettin’in tahta çıkması üzerine veliaht oldu.

Arapça, Farsça ve Fransızca’nın içinde bulunduğu 6 yabancı dil bilen Abdülmecid’in veliaht sıfatı 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılınca kayboldu. Sultan Vahdettin’in Türkiye’den sürgün edilmesi üzerine 18 Kasım 1922’de TBMM’nin çoğunluk oylarıyla halifeliğe seçildi. Halifelik kaldırılıp Osmanlı hanedanı yurt dışına sürgün edilince yaşamını sürdüreceği Paris’e yerleşti.

Profesyonel bir ressam olan Abdülmecit Efendi, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin kurucusu, başkanı ve hamisiydi. Tabloları ilk kez 1986’da İstanbul’da özel bir galeride sergilendi.

 

Aşağıdaki yağlıboya tablo, Abdülmecid Efendi’nin otoportresi. İstanbul Modern Sanatlar müzesinde sergileniyor.

 

 

 

Tanımaya gayret edeceğimiz ikinci Osmanlı ressamı, Müfide Kadri.

Doğumundan hemen sonra annesinin ölümü ve küçük yaşta babasını da kaybetmesi üzerine; çocukları olmayan, çevresinde yardımsever, dürüst ve saygınlığı olan Kadri Bey evlatlık edindi.

Okula gönderilmedi. Eğitim ve öğretimini eve gelen özel hocalardan aldı. Yalnız resim değil; güzel sanatların tümüne karşı yeteneği keşfedildi.

On yaşında resme başladı ve Osman Hamdi Bey’den özel ders aldı. Resim ile müziği birlikte yürüten; piyano, keman ve ud gibi enstrümanları çalabilen Müfide Kadri, yoğun bir çalışma temposu içinde gençliğini değerlendirdi.

Yetenek ile çalışma azmi birleşince dikkatleri üzerine çeken sanatçı genç yaşta şimdiki adıyla İstanbul Kız Lisesi olan dönemin Dersaadet İnas İdadisi’nde resim ve müzik öğretmeni olarak çalıştı.

Bir sergide yer almak üzere Münih’e gönderilen resimleri ona altın madalya kazandırdı. Bu madalya onu motive etti ve resme dört elle sarıldı. Resim yapmadığı zamanlarında ise müzikle değerlendirdiği serbest zamanlarında beste yaptı.

O dönemde popüler olan Fransızca da konuşan Müfide Kadri resim, müzik ve edebiyat bilgisi sayesinde birikimini çeşitli eğitim kurumlarında dersler vererek değerlendirdi. “İlk Kadın Resim Öğretmeni” olarak vurgulanan sanatçının, ilk önce Nümune Mektepleri’ne sonra da Süleymaniye’deki Nümune-i İnas adlı kız okulunun öğretmenliğine atandığı, İnas Rüşdiyesi ile İnas İdadisi’nde resim, nakış ve musiki öğretmenliği yaptığı belirtilir.

Çok küçük yaşlarda başarıya ulaşmış ve 1911 de İstanbul Opera Cemiyeti Salonu’nda sergilenen üç yağlıboya ve bir pastel resmi geniş ilgi görmüş olan Müfide Kadri, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak 1912 yılında İstanbul’da öldü.

Ölümünden sonra babası tarafından kırk kadar eseri sergilenip satılmak üzere Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’ne verildi. 1912’de sergilenen eserlerden elde edilen gelir cemiyete bağışlandı.

 

 

Osmanlı resim sanatının temsilcilerinden, son derece ilginç birine, Ressam Halil Paşa‘ya geldi sıra.


1857 yılında İstanbul’un Beylerbeyi semtinde dünyaya geldi. Rodos kökenli bir ailenin çocuğudur. Babası Selim Paşa, Mekteb-i Harbiye’nin kurucuları arasında yer alan tanınmış bir askerdi.

Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn (bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi)’u bitirdi.

Mezun olur olmaz sarayda görevlendirildi, askeri liselerde de resim öğretmenliği yaptı. Israrlı ricaları sonucu, babası onu resim öğrenimi için Paris’e gönderdi.

Sekiz yıl kaldığı Paris’te ünlü oryantalist ressam Jean-Léon Gérôme’nin atölyesinde çalıştı. 1888 Paris Uluslararası Sergisi’nde sergilenen bir resmi ile madalya aldı.

Yurda döndükten sonra askeri okullarda resim öğretmeni olarak çalıştı. 1906’da Harbiye Mektebi’ne resim öğretmeni olarak atandığında “Paşa” unvanını aldı. Ancak, iki yıl sonra Meşrutiyet’in ilanıyla çıkarılan bir yasaya dayanılarak rütbesi albaylığa indirilince ordudan ayrıldı ve bütünüyle resme yöneldi. Sanata meraklı öğrencilere resim dersi veren Halil Paşa’nın öğrencileri arasında ilk kadın resim öğretmeni olarak tarih geçen Müfide Kadri de vardı.

Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nde öğretmenlik yapan Halil Paşa, 1917-1918 yıllarında okulun müdürlüğünü üstlendi. Sanat eğitimi için gittikleri Fransa’dan I. Dünya Savaşı’nın patlaması üzerine geri dönen ve 1914 Kuşağı olarak adlandırılan genç ressamları bu okula alarak, okulda yeni bir anlayışla resim yapılmasını sağladı.

Hayatının son yıllarında Mısır’da hıdiv ailesinin bir ferdi olan Abbas Halim Paşa’nın konuğu oldu. Son yıllarını resim yaparak geçiren Halil Paşa, “Mısır saraylarına resmi sokan sanatkâr” olarak tanındı.

Aşağıdaki eserler, Paşa’nın karakalem portre ve nü çalışmaları. İstanbul Modern’de sergileniyor.

© Bu yazıda kullanılan görsellerin telif hakkı Kılavuz Kirpi’ye aittir. Genel bilgiler ve diğer bazı resimler bağlantıdaki kaynaklardan derlenmiştir.
Kapak: Osmanlı Ressamlar Cemiyeti gazetesinin ilk sayısının kapak sayfası –  20 Ocak 1911

Author: Kılavuz Kirpi

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Share This