SİYASETE RAĞMEN: MOSKOVA’YA SEYAHAT

 

 

Uzun yıllardır hayalimizi süsleyen yeni yıla Kızıl Meydanda girmek, ne yazık ki Erdoğan –Putin gerilimi ile gerçekleşmeyince, biletlerimiz en geç Mart ayına ertelenmişti. 8 kişilik grubumuz nasılsa havaalanından döneriz endişesi ile dağılınca biz sevgili Öykü ile şansımızı denemeye karar verdik, sırt çantalarımızda iki gün yetecek yiyecek ve kitaplarımızla…

Evet, zorluk çıkarmadılar değil. Uzun uzun sorgulamalar, yanımızda getirdiğimiz paradan, yeşil pasaportlarımız için görev kağıdı, indiğimiz uçağa ait bilet kopyaları, kalacağımız otel rezervasyon teyidi vs. gibi onlarca soruyu etrafta bulduğumuz İngilizce ve Rusça bilen yolcular yardımıyla atlattık…

Hiç İngilizce bilmiyor havaalanı görevlileri ve bizle konuşurken kontuarı terk edip gidiyorlar. Neyse ki bir saat kadar süren mücadele sonucunda, uçakta bulunan resmi görevli iki Türk ve biz geçebildik. Öyle ki Moskova’ya ayak bastığımıza kendimiz bile inanamadık. Yalnız yeşil pasaport dışındaki her türlü pasaport için artık kesin olarak vize soruyorlar…

Havaalanından bindiğimiz otobüs bizi metroya kadar götürdü. Metrodan iner inmez ilk işimiz kendimize merkezi bir yerde otel ayarlamak oldu. Bunun için bir kafeye girdik ve internetten kolayca rezervasyonumuzu yaptık. Valizlerimizi bıraktıktan sonra ise heyecan içinde Kızıl Meydana yürüdük. Hava inanılmaz soğuk. Öyle ki eldivenleri çıkarttığınız an elleriniz soğuktan yanıyor, tam olarak böyle bir duygu. (-) 10 derece, bizim alışık olduğumuz bir hava durumu değil sonuçta…

Moskova’nın en bilinen görüntülerinin başında Aziz Vasili Katedrali geliyor. O kadar etkileyici bir yapı ki, saatlerce “bakmaya doyamam” diye düşündüm. Burası 1555 – 1561 yıllarında kazanılan zaferin şerefine yapılmış; birbirinden farklı şekil ve uyumsuzluğun uyumu diyebileceğim sekiz kubbe, kazanılan sekiz zaferi sembolize ediyor.

 

Aziz Vasili Katedrali_main
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

Kızıl meydana adını veren Kremlin Sarayı önünde askeri töreni izlemek de etkileyici idi.

Şehit asker ve nöbet değişimi_M
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

Meydana hakim, nefis bir otel olan Four Seasons, 1935 yıllarında Stalin’den onay alınarak yapılmış ve  hizmete girmiş.

Daha öncesi ahşap olarak yapılmış olan Lenin’in mozolesi 1930’da granite dönüştürülmüş. Lenin mozolesi önünde uzun kuyruklar oluşuyor ve askerler fotoğraf çekilmesini bırakın, duraklayıp bakmanıza bile izin vermiyorlar. Cep telefonuyla gizlice fotoğraf çeken bir turistin telefonundan derhal sildirdiler görüntüyü… Mozolenin arkasında, geçiş yolu üzerinde pek çok Sovyet liderinin de mezarları ve heykellerini gördük.

Kızıl meydanı, Moskova’da kaldığımız üç gün boyunca ziyaret ettik. Kâh bir takım yürüyüşleri izledik, devrimci ruhumuz şahlandı, kâh her kayboluştan sonra orayı merkez kabul ettiğimizden, kâh yakışıklı Rus askerlerini uzun mavi paltoları içerisinde, kürk palto ve kalpaklarıyla güzel Rus kızlarını görmek için hep oraya gittik… Güneşli günlerde yağan karın, ama lapa lapa değil incecik, gökyüzünden sim olarak yeryüzüne inişini gördük, büyülendik.

 

Kızıl Meydan_M
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

Kızıl Meydanda_M
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

Meydanda tarihi bir bina zannettiğimiz ama sonradan yapıldığını öğrendiğimiz ve hatta yapımında, restorasyonunda Türklerin olduğu alış veriş merkezi GUM soğuktan donmak üzereyken güzel bir mola yeri. İçine girdiğiniz andan itibaren klasik bir alış veriş merkezi değil de, müzeye ya da saraya geldiğiniz izlenimi yaratan, parfüm kokularıyla dolu bir yer. Zarif bir iç dizaynı var. Yapma çiçeklerle süslenmiş ağaçlar, şık, gösterişli ve göz alıcı vitrin dizaynlarıyla bezeli bir mekân. Burada çivi çiviyi söker diye bol bol dondurma da yedik.

 

GUM alış veriş merkezinin içi_M
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

İlk gün otele geldiğimizde 30 kilometre yol yürüdüğümüzü görerek şaşırdık. Metro sistemi bir harika, özellikle metro istasyonlarının ihtişamı dünyanın hiçbir yerinde yok. Koskoca avizeler, duvarlarda freskler, mozaikler, klasik müzik çalıyor ve her yer tertemiz. Dışarıda durmadan yerlere tükürmeyi doğal kabul eden Ruslar, belli ki buralarda yapmıyor. Tam günlük metro bileti aldığımız gün bütün metro istasyonlarını görmeye karar verdik. O gün sıcak geçecek diye düşünerek uykuya daldık ya da yorgunluktan bayıldık…

Metro istasyonu_M
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

Ertesi sabah gayet zinde uyandık ve üst üste giydiğimiz kıyafetlerimizle daha hazırlıklı olarak, kahvaltımızı yapmak üzere merkezde bulduğumuz ilk kafeye girdik. Aldığımız enerjiyle dosdoğru Kızıl Meydana gittik yine. Her yerde ne kadar da çok polis ve asker var…

Yollar en az 6 şeritli. Kendimizce uygun bulduğumuz (!) bir caddeden karşıya geçerken, tam ortada bir polis arabasına yakalandık ve korkudan kanımız dondu, başımıza ne geleceğini bilmiyorduk çünkü. Polis arabadan indi, bütün arabaları durdurarak bizi alt geçide yönlendirdi. İlginç bir şekilde Ruslar şehre girdiğimiz andan itibaren her aşamada inanılmaz derecede yardımsever davrandılar. Öyle ki oteli bulamayacağımızı düşünen bir bey bizimle ters yöndeki otele kadar neredeyse geldi, bir başka genç kız ise bizi doğru hatta götürmek için 5 kat refakat edip geri döndü,  her gün benzer olayları yaşadık. Nedir bu insanlarla ve ülkelerle ilgili önyargılarımız? Gitmeyi, görmeyi, yaşamayı bu yüzden seviyorum işte. Önyargılarımız yıkılıyor, biz de daha hoşgörülü, sevecen yaklaşımlı oluyoruz. Dünya vatandaşı olmak diyoruz ya… Olabilmeyi başarmak gerekiyor…

Moskova metrosunun yapımına 1931 yılında başlanmış. 11 hat ve 170 civarında istasyon bulunuyor. Yaklaşık 20 liralık bir biletle bütün gün gezebiliyorsunuz. Biletsiz seyahat diğer Avrupa şehirlerindeki gibi mümkün değil. Her noktada pek çok polis kontrolü var. 400 -500 basamaklı yürüyen merdivenler var ve hepsinde bir kontrol odası ve görevlisi…

İş çıkış saatlerinde ise inanılmaz bir insan kalabalığı… Bir sanat galerisine giriyormuşçasına etkileyen istasyonlardan Mayakovski, Kievskaya ve Revolution square istasyonlarına bayıldık. Ayrıca alt geçitlerindeki turistik küçük dükkânlar, 24 saat açık marketler, terziler var.

Kiril alfabesinin bize hiçbir şey çağrıştırmamasından dolayı sayısız kaybolmalarımızdan birinde ismini bilmediğimiz bir parka girdik ve nefis bir sergi gezdik, binlerce çiçek fotoğrafları vardı, dev boyutlarda. Burada kaybolmak da çok keyifli, her an yeni bir güzellik ve incelikle karşılaşıyorsunuz.

Ara ara yine güneş çıkıyor, seviniyoruz çünkü hemen arkasından gökten sim yağıyor. Maksim Gorki’nin evini çok aradık. Öyle ki önüne geldiğimizde bile sorduğumuz kişiler “işte burası” diyemedi. Sonunda internetteki fotoğrafından ve telefonların akıllı olmasından (!) yararlandık. Maksim Gorki son 5 yılını burada hapis olarak geçirmiş. Bina modern mimarinin Moskova’daki en güzel örneklerinden biri. Kireçtaşından yapılmış, dalgalı, loş merdivenleri çok enteresan oymalarla bezenmişti. Girişte çirkin kocaman terlikleri ayakkabılarınızın üzerine giyiyorsunuz… Ama Gorki’ye ait özel eşyaları, portreleri, büstleri, kitaplarını görmek için değer. Evdeki yaşanmışlık tüm eşyaların üzerine sinmişti sanki. Burası da ücretsiz.

Maksim Gorki'nin evi _M
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

Rusya’da enteresan bir durum artık dikkatimizi çekti, her şey çok ucuz. Yol arkadaşımın ekonomist olmasının avantajıyla paralarının devalüe olduğunu öğrendim. Halbuki hep Rusya turları pahalıdır. Türkiye’ye geldikten sonra baktım, gerçekten de son 5 yıllık periyotta para değerleri giderek düşmüş. Yani, politik ve ekonomik olarak tam gidilecek dönem diye düşünüyorum.

Büyüklü küçüklü marketlerinde çok uygun fiyatlı votka, havyar, deniz mahsulleri konserveleri bulabilirsiniz.

Metro ile çok büyük bir yerel pazara gittik. Gidip gördükten sonra bize görmemizi öneren otel görevlimize minnet duyduk. Her tarafta turistik matruşkalar, magnetler,  el işi ürünler, kürkler ve kalpaklar vardı. Aldığımızda ise neden hepsinin başında kürklü şapkalar olduğunu anladık. Dayanılmayacak kadar değil ama gerçekten de Mart ayı oldukça soğuk, Aralık, Ocak nasıl olurdu bilmiyorum…

Gelmeden önce mutlaka gitmeliyiz diye düşündüğüm, Nazım Hikmet’in mezarını ziyaret etmek üzere indiğimiz metro istasyonunda sorduğumuz hiç kimse NOVODEVİÇİ mezarlığını bilmeyince yine şaşırdık. Mezarlığı bilmiyorlar ama manastırı bilen bir gencin peşine takıldık ve bizi kapısına kadar götürdü. Zamanın kıymetli olduğu gezilerde yaptığı dostluğun önemini bile fark etmeden devam eden gence sevgiyle el salladıktan sonra bir engelle karşılaştık. Kapıdaki görevli “hayır” dedi “saat 17”… Zamanın farkına varmamışız, boşu boşuna geldik diye üzülürken “peki, girip birkaç fotoğraf alabilirsiniz “ demez mi.  Anında içeriye ışınlandık ve iyi ki de görmüşüz… Buna rağmen mezarlığı tarif ettiğimizde bile bilen olmadı… Meğerse çok yakınındaymış, oraya kadar yürüyerek tespit ettik. Ertesi gün ilk işimiz olacaktı oraya gitmek.

Gece otelde yorgunlukla ertesi günümüzü planladık. 25 kilometre yürüdüğümüz bu günden sonra artık yolları öğrendiğimize ve kaybolmayı en aza  indirdikten sonra daha az yorulacağımıza  karar verdik..

Sabah, Kızıl Meydan ve Four Season Oteli karşısındaki Okhotony Ryad alış veriş merkezindeki kahve molamızda bu çok hareketli ve gençlerin uğrak noktası olan yerde hafta sonu tatilinden dolayı ellerinde market poşetleri olan Rus askerlerini, el ele tutuşup gezdikleri sevgililerini,  ellerinde çiçekleri olan orta yaşlı erkekleri, kadınları gözlemledik. Bu mevsimde fazla turist yok sanırım. Özellikle bir tek Türk’e rastlamadık, birkaç Azeri vardı Türkçe bilen.

Okhotony Ryad alış veriş merkezinde kahve molası_M
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

Şiirleri gençliğimizdi, kitapları başucumuzdaydı… Yol boyunca kızımla “mavi gözlü büyük adam”ın yaşamından, şiirlerinden, kitaplarından, hasretinden bahsettik. ODTÜ’deki jandarma baskınlarında kitaplarını yasak yayın diye camlardan aşağıya atmıştık. Sonra tamamladım büyük bir kısmını, kütüphanemde durur. Biz olmasak, çocuklarımız nasıl öğrenecek? Kim öğretecek onlara?  İçimizde yaralar, sancılar var…

Kapıdaki görevlinin yine bir aksilik çıkaracağını düşünerek çekine çekine ulaştık Novedeviçi mezarlığına. Metro istasyonuna çok yakın değil. Neyse ki korktuğumuz olmadı ve çok güzel, sakin ve huzur dolu bir komplekse girdik. Oldukça büyük bir yer. 1898’de açılan bu mezarlıkta 27 bin civarında mezar bulunuyor, 75 bin metre kare büyüklüğünde imiş. 2004 ten bu yana kompleks UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde imiş. Ölenlerin bir kısmı yakılıp külleri duvardaki vazolarda yer bulmuş.  Güzel, hayranlık ve huzur verici bir yer, hiç kasvetli değil. Epeyi ilerledikten sonra sol tarafta Nazım Hikmet’in mezarını gördüm, siyah taş üzerine işlenmiş silueti ile… Yanında yatan Vera’sı ile… Belli ki yakında ziyaretçileri olmuş, canlı çiçekler var vazoda. Mezarlığın önünden aldığımız canlı çiçekleri ve ne olur ne olmaz diye valizimize attığımız  temsili İstanbul lalelerimizi üstadın mezarına bıraktık sessizce… Yine sessizce fakat içimden katılarak ağladığım gözyaşlarımla dua ettim, mezarını temizledim, taşlarını, toprağını okşadım sevdim… Gözyaşlarının insanın yüzünde dondurucu etkisinin olduğu soğukta düşündüm ki, Nazım vatan hasreti çekti ama şimdi burada daha mutludur, bugünkü halini görmek istemezdi memleketinin… Bu düşünceyle onu burada bırakmış olmanın üzüntüsüyle değil, bu ortamda olmasından dolayı içimde tuhaf bir huzurla ayrıldım mezarının başından…

Nazım Hikmet Novodeviçi Mezarlığında_M
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

Novodeviçi mezarlığında Boris Yeltsin, Kruşçev, Gogol, Çehov gibi pek çok devlet adamı ve sanatçılar ve rölyefleri, heykelleri ile burada yatmaktadırlar…

Yakınlarda bir restoranda akşam yemeğimizi yiyerek otelimize gitmek üzere bu sakin yerden ayrıldık.

Tüm kafe ve metro istasyonlarında internet var.

Son günümüzde, Kolomenskaya Parkına giderek güneşli havanın keyfini çıkarttık. Burası gerçekten büyük bir park. Rus çarlarının 16 ve 17. yüzyılda yapılmış kilise ve evlerini bu parkta gördük. Yerel halkın da çok olduğu bir yer burası. Lokal kıyafetlerle dolaşan insanlar, fotoğraf çektirerek para almak için hemen yanınıza gelerek pozlar veriyorlar. Eğlenceli bir yer…

 

Kolomenskaya Parkı_M
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

Kızıl Meydanın bulunduğu alanın ana caddesinde yer alan tarihi bina Bolşoy Tiyatrosu. İnternet üzerinden aldığınız biletle burada opera ve bale izleyebilirsiniz. Biz bunu önceden ayarlayamadık çünkü ülkeye girebileceğimizden bile emin değildik. Bu yüzden otel rezervasyonumuzu bile yaptırıp sonra iptal ettirmiştik. O yüzden bu keyifli olduğundan emin olduğum gösterilerden birini izleyemedik. Belki başka sefere… Bolşoy Tiyatrosunu ünlü mimar Joseph Bové tasarlamış. Ruslar burayı 100 rublelik banknotlarının üzerine koymuşlar. Banknotların ön yüzünde Bolşoy Tiyatrosunun girişi üzerinde yer alan “Quadriga” heykeli, arka yüzünde ise tiyatronun diğer cepheden görüntüsü var.

Son gün alışverişimizi yaparak, geldiğimiz gibi halk otobüsü veya hafta sonuna denk gelirse midibüslerle metro başlangıç durağına ulaşabilirsiniz. Otobüslerde günlük kart geçerli. Havaalanına gelmeden önce kalan rublelerimizin bir kısmını sokak çalgıcıları arasında pay ettik, kalan bir miktarı da değiştirdik. Bir fikir olması açısından bu 4 günlük seyahat 2 kişi, otel de dâhil olmak üzere 300 dolara mal oldu. Yazımın başında da söylediğim gibi Moskova’ya gitmek için uygun zamanlardayız, değerlendirin derim…

Dönüşte havaalanında hiçbir problemle karşılaşmadık. Hatta çantalarımızda bulunan sular bile rahatça geçti ve sudan ucuz, bir sürü çeşidi olan votkalardan almadığımıza pişman olduk. Tekrar gider miyim Moskova’ya? Kesinlikle evet. Her gün Kızıl Meydana gitmek için bile değer…

Sağlıkla kalalım; seyahat heyecanımız hiç kaybolmasın…

Sevgiler hepinize.

 

Author: Sühendan Cevizci

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This