SOKAKTAKİ ÇOCUKLARA PARA VERMEYİN, ÇÜNKÜ…

 

Büyük edebiyatçı T.S. Elliot diyor ki, Dünyadaki kötülüklerin çoğunu, iyi niyetle hareket edenler yapıyor.

Doğru.

Hele de bizim buralarda…

Kaç dilde “kaş yapayım derken göz çıkartmak” deyimi vardır ki?

Dilenci çocuklar konusu da böyledir. İnsana kaş yapayım derken göz çıkarttırır.

Sokaklarda çalıştırılan, dilendirilen çocuklar gün geçtikçe artmakta. İstatistiğe falan da gerek yok hani. Gözle görünüyor.

 

Nasıl yardım edeceğiz onlara? Ne yapabiliriz?

Hayırseverlik kolay değil, bizimki gibi memleketlerde. Aç bir çocuğa bir lokma ekmek vermekle ne gibi fenalıklara araç olduğunu bilse insan…

Hayatın karanlık yüzünü bilenler, arabanın camını iki parmak aralayıp 1 TL uzatmakla hayır işlenmediğini, iyiliğin zahmetli bir iş olduğunu gayet iyi bilir. Toplumsal dayanışma üzerine etraflıca düşünmeyenler ise yanına yaklaşıp iç acıtan bir ifade ile para isteyen çocuğa istediğini verince iyilik yaptığını sanır. Oysa kazın ayağı hiç de öyle değildir.

 

Acı gerçek şu ki dilenen, mendil satan, cam silen her çocuğun arkasında pis bir “ekip” vardır. Ve emin olun, hiçbir çocuk topladığı paradan beş kuruş hayır görmez.

Bu ekip bir suiistimal örgütüdür, sömürgen sürüsüdür, asalak çetesidir. Çoğu defa anne / baba / amca / ağabeyden oluşan bu ekip, sıradan insanın merhamet teline kolayca basacağı için, küçükleri kasten bu işte kullanır, sokağa sürer. Aç bırakılan, dayak yiyen el kadar çocuklar, çaresiz, dilenmeye, öteberi satmaya başlar…

Unutmayın: Dilenci çocuk yoktur, çocuk sömürüsü vardır.

Öncelikle dilendirilen çocuğa ne olursa olsun para veya yiyecek vermeyin. Verdiğinizde bilin ki onu sokağa çivileyen zulüm çarkına bir çekiç de siz salladınız.

Çocuk dilenerek kazandığı müddetçe asla gün yüzü göremeyecektir. Sürekli sokağa sürülecek, hatta yaşı ilerleyince “kazancı” düşmesin diye bu zalimler tarafından kasten sakat bırakılacak, belki yaşam boyu dilenciliğe mahkûm edilecek.

Karnını doyurdum, bir garibe iyilik ettim sanırken, onu karanlık dolapların içine itiyorsunuz, bilginiz olsun.

Peki, ne yapalım?

Elbette çocuk suiistimali ile savaşmalıyız. Ben savaşmalıyım. Sen savaşmalısın. Ama kötü niyetli birilerine çocuk eliyle para aktararak değil.

TEGV gibi kuruluşlar, sivil toplum örgütleri bu iş için mükemmel zemin oluşturuyor. Onlarla işbirliği yapabilir, en azından maddi bağışlarınızla gönüllü eğitmenlerin emeklerine destek verebilirsiniz.

Ne yaparsanız yapın sakın dilendirilen çocuğa para ya da yiyecek vermeyin.

Ama onu görmezden de gelmeyin.

Yüzüne bakmaktan kaçınmayın.

O var.

Orada.

Ya aracınızın camını açın ya da yanına çömelin ve çocuğa, ona neden para ya da yiyecek vermediğinizi, bunu onun iyiliği için yaptığınızı söyleyin.

Yetinmeyin.

Çocuğa “bir meslek edinmeye bak, okula gitmeye çalış yavrum” demeyi ihmal etmeyin. İnsanlığın rezil yüzüyle küçücük yaşında tanıştığı için emin olun ne dediğinizi hemen anlayacaktır.

Mümkünse TEGV gibi çocuk dostu bir kuruluşun telefon numarasını verin. Hatta vaktiniz / durumunuz uygunsa, güvenilirliğinden emin olduğunuz yakındaki bir kuruma bizzat götürün. Ailesi ile görüşmeye çalışın…

 

Demiştik ya, bizimki gibi memleketlerde hayır işlemek bile kolay değil. Hayatın karanlık yüzünü bilenlerden olun. İyiliğin zahmetli bir iş olduğunu bilenlerden…

 

Author: Beril Devlet

[yazar] [ara sıra çevirmen] [çeyrek asırdır eğitimci]

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This