TARİHTE TÜRK RUS İLİŞKİLERİ (1)

Neredeyse son on yılda Moskova ile Ankara’nın ilişkileri hemen her alanda inanılmaz derecede sıklaştı ve gelişti. Sanki eski düşman en yakın dosta dönüştü. İstiklal Savaşı döneminde Çarlık rejimini yıkan Bolşeviklerin destekleri ile başlayan ilişkiler neredeyse, 2016’daki tatsız olaylar hariç tutulursa, neredeyse yüzyıl çatışmasız olarak sürdü. Son on yılda ise argo tabir ile neredeyse “kanka” olduk.

Peki iyi hoş da 550 yıl süren husumeti, iki tarafın da insani ve bölgesel kayıplarını nasıl unutacağız. Bilhassa yeni Osmanlıcılar bu konuya nasıl bakacaklar?

Yüzyıllardır komşu hatta aynı topraklarda yaşayan Slav kökenli Ruslar ile Türki hakların kaderleri birbirlerine sıkıca bağlı olmuştu. Tabii ikili ilişkiler her zaman dostane olmadı. Çünkü her iki taraf da diğerine baskı yaparak menfaat sağlamayı yeğledi. İşte Rusya Çarlığı yöneticileri Romanovlar sülalesi ile Türk İmparatorluğu padişahları Osmanlıların tarihi ilişkileri bunun bir ispatı olarak karşımızda duruyor.

Diğer taraftan 1917 Bolşevik devriminden sonra yurtdışına kaçan entelektüel ve bilim adamlarının “Komünizm teorisine” panzehir olarak ortaya attıkları “Avrasyacılık teorisi” daha sonra bazı Rus bilim adamlarınca tekrar gündeme getirildi. Başta Lev Gumilev (bir hayli eseri Türkçeye de çevrildi), günümüzde ise Putin’in de danışmanlığını yapan Aleksandr Dugin bu teorinin yeni mimarları olarak ortaya çıkıyorlar.

Gumilev, mesela, Rus, Türki ve Moğol kardeşliğini destekliyordu. O yazdığı eserleri ile Rusya’nın Cengiz’in torunu Batu Han tarafından kurulan Altın Orda’nın varisi olduğunu ve bir hayli Rus’un da zorla veya kendi istekleri ile vaftiz edilmiş Tatarlar neslinden geldiğini ispatlamaya çalıştı. Gumilev aslında pek de haksız değil. Hatta Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin “Rus’un derisini kazısan, altından Tatar çıkar” demeyi sever.

Yeni dönemin Avrasyacılık teorisi lideri Aleksandr Dugin “Bana göre, Rusya ile Türkiye’nin kaderleri ve kat edecekleri yol aynı. Biz ortak olmaya, anlaşmaya mecburuz” demektedir. Hatta geçenlerde sürtüşmelere rağmen Türkiye ile Rusya arasında savaş çıkmaz şeklinde beyanda bulunmuştu. Dugin İran’ı da bu birliğe dahil etmek istemektedir.

Son 10-15 yılda Rusya’nın İran ve Türkiye ile yakınlaşmasının bu teoriye dayandığını söyleye bilir miyiz?  Malum insani, ticari ve siyasi ilişkilerde taraflar kendi menfaatlerini kollarlar. İşte böyle bir iş birliğinden kim daha fazla fayda görecektir?

Gürcistan’ın iki özerk bölgesini koparan, Ukrayna’nın Kırım Özerk Cumhuriyetini ilhak eden ve ülkede iç savaş çıkaran, Suriye’de esas askeri güce dönüşen Rusya’nın Türkiye’ye yönelik esas niyeti nedir?  Bu sorulara bir yanıt ararken geçmişe bakmanın yararı olacağını düşünüyoruz. Bir evlilikte bile taraflar birbirinin içyüzünü öğrenmeye çalışırlar. Çünkü sevdikleri evlatlarını geleceğini düşünürler. Dolaysıyla bizim bu ilişkileri çeşitli açılardan incelememiz yadırganamaz.

Osmanlılarla Romanovlar tarihin hemen her döneminde birbirleri ile savaşmışlar. Bu konular Rus ve Türk tarih kitaplarında çokça kaleme alındı. Nasıl olmasın ki, bilhassa o dönemde savaşlar büyük can ve mal kaybına neden oldular. Bu ikili mücadele her ülkenin kendi ideolojisinin önemli bir unsuruna döndü, okulların tarih müfredatlarına alındı. Demek ki okula giden her Rus ve Türk genci bu konularla ilgili birçok şey öğrendiler. Bu iki tarafın birbirine düşmanca ve şüphe ile bakmasına neden oldu. Aslında tarih ders kitaplarında bu olaylar yansıtılmasa idi, taraflar birbirinin geçmişini bilmeyecekler idi. Örneğin Almanya’da eğitim alanlar ikinci dünya savaşı, hitler, soykırım gibi konuları bilmezler, çünkü müfredatta bunlar yoktur.

Tabii ki Rus dediğimizde biz Rusya Federasyonu vatandaşlarını kastediyoruz. Etnik Ruslar dışında bütün azınlıklar da kendi tarihlerini değil, doğrudan Rusların tarihini öğrenmekteler. Neticede büyük Rus halkının tarihini en ince teferruatına kadar bilen, mesela Altın Orda dönemini “Tatar zulmü” dönem olarak öğrenen Tatar çocuklarında milli şuur hemen hemen yok olmaktadır. Hele ana dilini de bilmezlerse onlar için Tatar, Başkurt, Çuvaş veya başka azınlığa mensup olmanın hiçbir önemi kalmamaktadır. Çünkü kendilerini büyük Rus ulusunun bir parçası addetmektedirler. Diğer etnik adlar birer teferruat olmaktadır.

Türkiye-Rusya ilişkileri tarihi geçmiş 9-10. yüzyıllardan başlar. Henüz Moskova ortaya çıkmadan önce, Kiev Rusya’sı ile Bulgar, Suvar, Peçenek, Hazar, Kıpçak gibi Türki boylarla ilişkiler söz konusudur. Mesela Türk tarihçisi Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat’ın başta “Peçenek Tarihi”, daha sonra “4-18. asırda Kara Denizin kuzeyindeki Türk Kavim ve Devletleri” adlı eserleri bu dönemi aydınlatmaktadır.

13. yüzyılda Doğu Slavları yukarıda sayılan Türki boylar dışında Cengiz Han’ın torunu Batu Han tarafından kurulan Altın Orda’nın hakimiyeti altına girerler. İki buçuk asır süren bu dönemi Ruslar “Tatar zulmü” dönemi olarak anarlar. Aslında başkent Saray Rus knezliklerinin (beyliklerinin) iç işlerine, kültürel ve dini faaliyetlerine karışmamış, tek vergi almakla yetinmişti. Altın Orda’nın zayıflama döneminde kurulan Kırım hariç, Kazan, Kasım, Astırahan ve Sibir Hanlıkları Moskova’nın güçlenmesi ile birbiri ardından onun boyunduruğuna girdiler. Moskova onlardan vergi almakla yetinmedi, tersine gerçek zulmünü gösterdi. Fakat azınlıklar bu dönemlerini “Rus zulmü dönemi” diye hiçbir şekilde adlandıramadılar.

Böylece Ruslar için Türk Dünyasında tek bir rakip- o da Osmanlı Devleti kalır. Zaman içinde Ruslar sıcak denizlere inmek için Karadeniz sahillerine, Kafkaslara yönelirler. İki ülke arasında ciddi çatışmalar, savaşlar başlar. Kara Deniz’in bir zamanlar Türk Dünyasına ait olan kuzey kısımları Rusların eline geçer. Romanovlar hatta Konstantinapol’ü (İstanbul) kurtarma, hayaline kapılırlar.

Osmanlıların savaşlarda Ruslara karşı genelde başarısız olmalarının sebebi olarak batıdaki bilimsel ve teknolojik gelişmelerden uzak kalmaları, yurt dışında temsilcilik açmada gecikmeleri, komşuları hakkında yeterli bilgi alamamaları, ekonomilerinin yalnızca vergiye dayanması, eğitime gerekli önem verilmemesi gibi huşular gösterile bilir.  Ruslar ise geçmişte de şimdi de düşmanları, rakipleri ve ayrıca komşu halkları dikkatli bir şekilde gözlemlemektedirler. Bu bilhassa Büyük Petro döneminde çok gelişmeye başlamıştır.

İlginç bir bilgi olarak şunları göstermek mümkün: 1713 ile 1917 yılları arasında Rusya’da Türkiye (Osmanlı) hakkında toplam 4.874 eser yayımlanmıştır, bunların yarısından fazlasını ise tarihi eserler teki etmektedir. Bu da düşman ve jeopolitik rakip gördükleri Osmanlıya ne kadar önem verdiklerinin bir göstergesidir.

(Konumuza gelecek yazımızda devam edeceğiz.)

Kapak görseli

Author: Nadir Devlet

Prof. Dr., Türk Dünyası tarihi ve uluslararası ilişkileri uzmanıdır. 20 ve 21. yüzyılda Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarının geçmişi, bugünü, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde yoğunlaşmıştır.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This