TRUMP SİSTEMİ SORGULAMAYA AÇTI

Demokrasi halkın tercihi diye öğretildi. Peki halk doğru tercih yapabiliyor mu? Doğru tercih yapabiliyorsa, neden bu kadar fazla yolsuzluklar, iflaslar, cinayetler, mutsuzluklar oluyor? Demek ki halk doğru tercih yapar diye bir şey yok. Hele az eğitimli insanlar kendilerine yalan yanlış telkin edilen inançlara veya siyasi akımlara kapılabiliyorlar.

Doğrusu bir ülkede tek bir halk yok; tek bir din, tek inanç, tek düşünce, tek bir kazanç şekli ve tek bir tercih olamıyor. Hepsinin farklı ajandaları var. Dünyada azınlıksız, tek bir etnik gruptan oluşan ülke yok denecek kadar. Dolayısıyla demokrasilerde çoğunluğun tercihi geçerli oluyor. İşte bu çoğunluğu yakalamak için de siyasetçiler her yolu mubah sayıyorlar.

Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen isyanın nedeni bu idi. ABD’de 25 yaşını geçenlerin %90’ı lise diploması ve %34’ü ise üniversite diplomasına sahip. Buna göre ancak 33 milyonu cahil kategorisinde diye kabul edebiliriz. Veya ABD eğitim sisteminde bir sorun olmalı. Peki, ABD Kongre binasına saldıranlar bu gruptan mı? Hiç sanmıyoruz, aralarında bir hayli eğitimli kadın ve erkekler de vardı. Başkan Trump’ın “saylavda hile yapıldı, sizin hakkınızı çaldılar“ şeklindeki tahrik edici konuşmasından sonra binlerce kişi Washington’da Kongre binasının önüne toplandı. Protestocuların bir kısmı ise polis bariyerini aşarak Temsilciler Meclisi üyeleri ve Senatörlerin toplantı salonları ile bürolarına girerek tahribat yaptılar. Neticede dört gösterici ve bir polis canından oldu.   

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

Aslında bu olay Amerikan demokrasisi için bir yüzkarası idi. Demokrasinin vatanı sayılan bu ülkede seçim sonuçlarını kabul etmeyerek taraftarlarını şiddete teşvik eden bir Cumhurbaşkanın olması ciddi korkular doğuruyor. Acaba başka demokratik ülkelerdeki Cumhurbaşkanları veya Başbakanlar kaybettikleri saylavın sonuçlarını değiştirmek için halkı, daha doğrusu taraftarlarını yalan dolan ile ayaklanmaya teşvik eder mi? Saylav sonuçlarının iptal edildiği durumlar bile yaşandı. Macaristan Cumhurbaşkanı Urban’ın aşırı milliyetçi uygulamaları üyesi olduğu Avrupa Birliğince tenkit ediliyor.

Amerika’daki bu olaylar dünya basının ilk gündem maddesi oldu. Müstehzi tenkitler de yapıldı. Mesela Güney Afrika Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, “Güney Afrika Cumhuriyeti olarak barışçıl şekilde demokrasiye geçiş deneyimimizi ABD ile paylaşmaya hazırız.” dedi.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn
Türkçesi: (Barbar istilasında) Roma’nın çöküşü – 2021

Liderlerin gerçekleri saklaması, çok sıkıştırılırsa da “devlet sırrı” diyerek meseleden sıyrılması oldukça yaygın. Peki, demokrasinin devri kapandı mı? İnsanlar için güvenlik ve refah yeterli mi?

Hatırlayalım: Trump, ABD ile Meksika arasında duvar ördürdü. Latin Amerika ülkelerinden kaçakların gelmesini engellemeyi ana görevi saydı. Hatta çocukları ebeveynlerinden kopararak ayrı kamplara soktu. Trump basını devamlı “fake news” (yalan haber) yaymakla suçladı. Washington’daki gösteri esnasında gazetecilere saldırma, fotoğraflarını ve kameralarını kırma, bu tahrikin bir sonucu idi.

Gelen son bilgilere göre, Trump yanlısı silahlı gruplar 20 Ocak’ta geniş bir protesto yapmayı planlıyor. ‘Biden’ı Beyaz Saray’a asla sokmayacağız’ diyen gruplar, aynı zamanda ‘silahları hazırlayıp başkente gelin’ çağrısında bulundular. İşte bir devlet lideri bu şekilde sorumsuzca beyanlarda bulunursa sonuçların kanlı olması büyük ihtimaldir.

Avrupalılar da sığınmak isteyen göçmenlere bin bir zorluk yaşattı. Aslında zengin ülkeler dünyada açlık, işsizlik ve korkunç bir adaletsizlik olduğunu görmezden geliyorlar. Zengin ülkelerin vatandaşları da dili, dini, rengi kendilerine benzemeyen bu mültecileri kovmak için radikal akımların sözcülerine katılıyor.

Aslında demokrasi şartlarında mültecileri kovmak o kadar da kolay değil. Çin Halk Cumhuriyeti milyonlarca vatandaşını kamplara kapatabiliyor ancak demokratız diyen ülkeler alenen böyle yapamıyor. Araya insan hakları ve hukuk giriyor. Vatandaşlar da bu konuda aynı fikirde değil.  Zaten spor kulübü taraftarları gibi siyasi parti taraftarı olmanın pek mantığı yok. Çünkü partiler iktidara gelince tüzüklerinde yazılanların çoğunu unutuyor.

Bence iletişim çağında liderlerin her dediğine inanmak ancak saflık olabilir. Çünkü Trump örneğinde gördüğümüz gibi bir gün önce taraftarlarını tahrik eden konuşmalar yapar, diğer gün Kongre binasını basanlara çapulcu der ve cezalandırılmalarını ister.

Peki seçmeni kandırmayacak, şeffaf ve herkesin onaylayacağı bir sistem olur mu?

İnsanoğlu tarih boyunca bir çok siyasi sistemi denedi. Şefler, hanlar, hakanlar, şeyhler, tiranlar, prensler, beyler, padişahlar, krallar ve imparatorlar. Bunlar geçmişte idi. 20. yüzyılda ise sosyalizm ve faşizm gibi diktatoriyal sistemler denendi. Bundan insanlar çok sıkıntı çektiler. Bugün hâlâ Çin, Kuzey Kore gibi tek partilerin veya sultanların, kralların hakimiyeti altında olan ülkeler var. Sözümona demokratik, ancak uygulamada diktatoryal ülkeler. Bunlara heveslenen liderler de az değil.

Dünyada azınlıkların da haklarının korunduğu, saylavların manipüle edilmediği, güçlerin ayrıldığı kaç ülke kaldı? Demokratik saydığımız ülkeler de otoriterliğe meyletmeye, azınlıklarını ezmeye, insan haklarına riayet etmemeye başladı. Bu durumda pandemiden sonra yeni siyasi sistem arayışı mı başlayacak sorusu akla geliyor.

Author: Nadir Devlet

Prof. Dr., Türk Dünyası tarihi ve uluslararası ilişkileri uzmanıdır. 20 ve 21. yüzyılda Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarının geçmişi, bugünü, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde yoğunlaşmıştır.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This