TÜRKİYE’DE AKADEMİSYEN OLMAK (7) – Akademisyen ve Medya

Yazı dizisinin önceki kısımları:
TÜRKİYE’DE AKADEMİSYEN OLMAK (1)
TÜRKİYE’DE AKADEMİSYEN OLMAK (2)
TÜRKİYE’DE AKADEMİSYEN OLMAK (3)
TÜRKİYE’DE AKADEMİSYEN OLMAK (4)
TÜRKİYE’DE AKADEMİSYEN OLMAK (5)
TÜRKİYE’DE AKADEMİSYEN OLMAK (6)

 

 

AKADEMİSYEN VE MEDYA

Dünyanın belli başlı televizyonlarında pek sık olmasa da, bizim televizyonlarımız unvanlı bir akademisyeni ekrana çıkarmayı severler.

Gerçi son zamanlarda hükümetin icraatını methetmeyeceğini varsaydıkları öğretim üyeleri TV ekranlarında görünmemeye başladı. Fakat genelde TV’ye çıkan bu hocaların sayısı 70-80’i geçmez. Bunlar da iktisatçı, hukukçu, sosyolog, ilahiyatçı, siyaset bilimci, tarihçi gibi genelde sosyal bilim hocalarıdır.

Halk, bunların ekrana çıktıklarında ücret aldığını zanneder. Kendi başlarına haftalık program yapan akademisyenlerin dışında bu gezgin profesörler herhangi bir ücret almazlar. Şaka olarak ücret sorsanız, biz sizin reklamınızı yapıyoruz cevabı alırsınız.

Buna rağmen hocalar niye ekrana çıkarlar sorusuna gelirsek, cevabı çok basittir. Böylece adlarının daha geniş bir kesim tarafından duyulacağını bilirler. Çünkü sizin mükemmel bir akademisyen olmanız, çok iyi bir eser vermiş olmanız kimseyi ilgilendirmez. Önceki yazıda da söylediğim gibi ya idari makamınız olacak, ya da böyle medyatik olacaksınız. İşte o zaman size “iyi hocadır” diyenlerin sayısı artar.

Bunun dışında günlük gazeteler veya dergilerin kadrolarında olan akademisyenler vardır. Onlar tabii ki bir ücret alırlar. Ancak bu alanda da klikler, sağcı – solcu – dinci ekipler vardır. Bunlara dâhil olmazsanız böyle bir iş kapamazsınız.

Yukarıda da bahsettiğim üzere, üniversitelerin iktisat ve hukuk gibi branşlarındaki hocaların serbest piyasada veya görevli olarak devlette ekstra iş yapma şansları yüksektir. Ancak yine bir devlet kurumu olan Harp Akademilerinde ders verirseniz, bir zamanlar saati 5 TL idi. Yani tatminkâr ücret almanız için bulunduğunuz kurum önemlidir.

Tabii ki öğretim üyelerin bir kısmı da gazeteciler gibi siyasetle iç içe olmayı severler. Dolayısıyla her mecliste mutlaka üniversiteden seçilen milletvekilleri mevcuttur. T.C. hükümetlerinde başbakanlık yapan Nihat Erim, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan ile Ahmet Davutoğlu da birer akademisyen idiler. Aynı şekilde bakan olan bir hayli akademisyen de mevcuttur. Demek ki bu şahısları hocalık tatmin etmemiş ve Türkiye’nin kaderinde rol oynayan şahıslar olmak istemişler. Ancak bu akademisyenlerin siyasette pek başarılı olmaması bazen siyaset başka bir iş dedirtmektedir.

Zaten sokaktaki insana “ben profesörüm” derseniz size hangi hastanede çalıştığınızı sorar. Bir tesisatçının bana reçete göstererek hangi ilaçları alması gerektiğini sorduğunu hatırlıyorum.

 

Özet olarak Türkiye’de akademisyen olmak size ancak manevi tatmin sağlar. Maddi açıdan ise sıkıntılarınız devam eder. Hele emekli olursanız cüzi bir aylıkla geçinmeniz gerekir. Dolaysıyla maddiyata önem verilen bu ortamda halk arasındaki saygınlığınız da pek olmaz.

Aslında hocaların istediği biraz takdir ve biraz saygıdır.

Genelde kötü fiziksel ve maddi şartlarda çalışan bu kesim, diğer emekçiler gibi herhangi bir takdire mazhar olamaz.

TÜBA, TTK, TDK gibi kurumlara seçilmek için ise iktidara yandaş olmak gerekir. Zaten o kurumlara üye olsanız da size para vermezler. Öğretim üyelerine yapılan tek kıyak iki yıl daha fazla çalışma hakkıdır (taşra üniversitelerinde bu hak dört yıla çıkar). Yani büyük şehirlerdeki öğretim üyeleri 67 yaşında, taşradakiler 71 yaşında mecburen emekli olurlar. Ancak Vakıf üniversitelerinde bu yaş sınırı yoktur.

Devamlı örnek aldığımız ABD’de yaş sınırı kalkmıştır. Dolayısıyla en azından alanında isim yapmış hocalardan haftada bir-iki gün yararlanmanın yolları açılmalıdır. Bu gibi şahısların birikimleri akademik hayatımıza mutlaka katkı sağlayacaktır.

Türkiye’de sosyal bilimler alanında ciddi bir akademik kurumun olmaması da aslında ciddi bir eksikliktir.

Neyse… Deveye sormuşlar boynun neden eğri, cevap vermiş: nerem doğru? Kısacası, “Bir dokun bin âh işit kâfe-i fağfurdan”.

Yazdıklarım akademisyen olmak isteyenlerin kulağına küpe olsun!

 

 

 

Kapak görseli

Author: Nadir Devlet

Prof. Dr., Türk Dünyası tarihi ve uluslararası ilişkileri uzmanıdır. 20 ve 21. yüzyılda Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarının geçmişi, bugünü, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde yoğunlaşmıştır.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Share This