YALNIZ MUSUL MU? KIRIM DA BİZİMDİ.

 

Musul’un bizim olduğuna dair şüphe yok. Musul ve çevresi 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı hakimiyetindeydi. Yalnız orası mı, Kırım da 1400’lerden 1774 yılına kadar Osmanlı himayesinde bir hanlık idi.

Sırf Avrupa kıtasında Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan’ın bir kısmı, Erdel (Macaristan), Eflak-Buğdan (Romanya), Lehistan’ın (Ukrayna) büyük kısmı, Bulgaristan, Yunanistan, Kuzey Kafkasya Osmanlı topraklarına iltihak edilmişti.

Hepsinin tek tek elimizden nasıl çıktığını açıklamak pek de gerekli değil. Eski acıları canlandırmış oluruz. Tek bir kazancımız 93 Harbi sonrası (1877/78) kaybettiğimiz Kars ve Ardahan’ı 1918’de geri almamız oldu. Fakat Batum Rusya’da kaldı.

Kırım ise çok önceleri Küçük Kaynarca antlaşması ile kaybedilmişti. Arap yarımadasındaki toprakları, Osmanlı, Birinci Dünya Savaşından mağlup çıkınca kaybetti. Neredeyse buraları 100 yıldan beri Türk toprakları değil. Şimdi ise burada kan gövdeyi götürüyor (bilhassa Irak ve Suriye).

 

 

Eski ABD Devlet Başkanı baba Bush’un başlattığı askerî harekât, neticede Irak’ın parçalanmasına neden oldu. Artık herkes Sünni, Şii ve Kürt bölgelerine bölünecek Irak’tan bahsediyor. Suriye’nin ise nasıl bölüneceği tam kesinleşmedi.

Büyük güçler bu pastadan pay almak, çizilecek haritanın kendi çıkarlarını kollayacak şekilde oluşmasını istiyor. Orta Doğu her zaman bir dert yumağı oldu ve olmaya da devam edecek.

Buradaki çeşitli etnik yapıya bir de mezhep ve din farklılıkları da eklenince, istikrarsızlık dönemlerinde bu farklılıklardan yararlanan güçler ortaya çıkıyor.

İşte askeri bir müdahale buradaki siyasi dengeyi ve istikrarı bozunca pandoranın kutusu açıldı. IŞİD veya DAEŞ adlı aşırı Sünni örgüt ortaya çıktı ve uyguladığı terör ile Suriye ve Irak’ın bir hayli bölgesini ele geçirdi.

Şimdi bu sahnede yerel güçler, ayrılıkçılar (bunlar etnik ve mezhepsel olabiliyor), Irak ve Suriye devletlerinin meşru güçleri, ayrıca ABD, Rusya Federasyonu, İngiltere, Fransa ve daha bir takım Avrupa ülkelerinin temsilcileri ile İran, bazı Arap ülkeleri ve Türkiye gibi yabancı güçler de bu coğrafyada güçlerini denemeye başladı. Hepsinin kendine göre gerekçesi , başka ifade ile çıkarı var ma bunları açık seçik ifade eden taraf pek yok.

Bu gibi durumlarda dünya kamuoyunu ikna edecek deliler bulmak cidden güç.

Bölgeye demokrasi getireceğiz bahanesi çok bayatladı ve demokrasiden herkes başka bir şey anlıyor. Ekseri de bu demokrasiler halka bir şey getirmiyor. Bölgenin önemli bir enerji kaynağına sahip olduğu malum. Şüphesiz istikrar yerleşince herkes burada bir pay almak isteyecek.

Ancak Suriye ile Irak’ta savaş devam ederken müteffikler arasında bile anlaşmazlıklar oluyor. Türkiye NATO partneri, müteffiki ABD ile bir hayli konuda ters düşüyor. Aynı şekilde tekrar dost olduğu Rusya Federasyonu ile de bilhassa Orta Doğu konusunda birbirlerine (ve hatta Kırım konusunda) ters düşüyorlar.

ABD Suriye’de PYD’nin yanında ve Irak’ta merkezi hükümeti destekliyor, Almanya Peşmergeleri destekliyor, Rusya Suriye rejimi yanında yer alıyor ama Kürtlere de karşı değil. Neticede Türkiye’nin ABD, RF, Irak ve Suriye rejimleri ile çeşitli konularda anlaşmazlıkları var. İşin ilginç yanı Suriye dışında hiçbiri diğer ülkelerin düşmanı değil. Bütün ülkeler ve güçler bir fikirde olmadığı için de bu bölgedeki çatışmalar durmaksızın devam ediyor.

 

 

2016_10_23-kirim-da-bizimdi_2
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

Geçtiğimiz günlerde Sayın Cumhurbaşkanının “Musul bizimdi” çıkışını gördük. Ona bakarsanız Kırım da bizimdi. Putin’in Rusya’sı tüm uluslararası antlaşmaları ve insan haklarını hiçe sayarak Kırım’a asker soktu ve silah tehdidi ile bölgeyi Ukrayna’dan koparıp topraklarına kattı. Herhangi bir şey yapabildik mi? İşgali önlemek şöyle dursun, Kırım Tatarlarının insan haklarını savunabildik mi?

Büyük ve orta büyüklükteki ülkeler arasında Orta Doğu için mücadele sürerken işin askeri yönü devamlı gündeme geliyor. Ancak işin insani boyutu pek de ilgiyi çekmiyor.

On binlerce sivil çocuk, kadın, erkek, yaşlı ve genç ölüyor, sakat bırakılıyor, evsiz-barksız kalıyor, yaralanıyor, susuzluk ve açlıktan kıvranıyor. Devletler işin bu yönü ilgilendirmiyor. Modern savaşlarda artık yalnız askerler değil, siviller de ölüyor. Ateş ise düştüğü yeri yakıyor. Fakat kimin umurunda bilmiyoruz. Herkes “üçüncü dünya savaşı çıkar mı?” diye soruyor.

 

 

Author: Nadir Devlet

Prof. Dr., Türk Dünyası tarihi ve uluslararası ilişkileri uzmanıdır. 20 ve 21. yüzyılda Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarının geçmişi, bugünü, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde yoğunlaşmıştır.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This