DEMOKRASİ DENİLİNCE AKLIMA NE GELİYOR – 3

Meclislerin işleyişine baktığımızda çoğunluğa sahip siyasi parti liderinin sunduğu kanun tekliflerinin her zaman kabul edildiğini görürüz. Teklif edilen kanun bütün halkın değil de belli bir grubun, bir siyasi ideolojinin veya halkın mühim kısmını ilgilendirmese de muhalefetin itirazları kâle alınmadan veya talep edilen en ufak düzeltme yapılmadan kabul edilir.

Bu dünyanın bütün parlamentolarında aşağı yukarı böyledir. Dolayısıyla bazen tek bir oy bile önemli olabilir.  Bin bir güçlükle, bir takım siyasi partilerin uzlaşması ile kurulan koalisyon hükümetleri bu nevi oylamalarla kolaylıkla yıkılır. Böyle tecrübeler yaşayan ülkeler seçim kanunlarını katılaştırarak adaletten, özgürlükten uzaklaşarak küçük partilerin kazanmasını engellerler. Dolayısıyla parlamentoya üye sokabilmek için ancak belli bir oran üzerinde oy alan milletvekili adaylarını seçilmiş kabul ederler.  Bir usul de iki veya üç partinin ittifak yaparak seçime girmesidir.

Barajın altında kalan siyasi parti adayları kendi seçim bölgelerinde en yüksek oyu alsalar da ülke genelinde barajı aşamadıklarından parlamentoya giremezler. İşin daha karmaşık kısmı, her seçim bölgesinden kaç kişinin milletvekili olacağı belirlenmiştir ve ancak en çok oyu alan bir iki siyasi parti bu milletvekilliklerini paylaşır. Uzun sözün kısası vatandaşın oyları heba olur. Kendilerini temsil edecek birini meclise sokamazlar.

Kısacası 10 Eylül 2020’de bir siyasi parti liderinin ifadesine göre, Siyasi Partiler Kanunu genel merkezlere padişahlık yetkileri veriyor. En azından Batılı sistemlerde seçimi kaybeden Genel Başkan makamından istifa ediyor. Ancak bu Batı Avrupa ülkelerine has bir görüntü.

Siyasi partilerin oy için mücadelesini anlamak mümkün. Bu mücadele seçmenlerin menfaati için yapılmaz, iktidar için yapılır. Bunun için her yol mubahtır. 01’lik bir oy oranı bile bazen iktidarı belirler. Örneğin Başkanlık seçiminde oyların %50,1’ni alan galip addedilir. Her ne kadar bu adaletsiz gelse de sonuç değişmez. Karşı taraf da aynı oranda oy alıp seçimi kazanmış olabilirdi.

Sorun seçmenler için seçimden sonra başlıyor. Acaba yeni seçilen, vaatlerinden hangisini yerine getirecek? Ülke daha güvenli ve müreffeh olacak mı? İşsizlik ve pahalılık azalacak mı?

Tabii bütün bunlar birkaç ayda çözülecek sorunlar değildir. Dolayısıyla sabretmeniz tavsiye edilir. Elinizde hiçbir güç olmadığı için isteseniz de istemeseniz de beklemek zorundasınız. Çünkü siz 4-5 yıl için görevinizi yapmış ve itiraz etmeden “büyükler” neler yapıyor onu izlemek zorundasınız. Pek fazla kurcalasanız “devlet işlerine karışmak” ile suçlanabilirsiniz bile.  

Seçmen aslında kolay manipüle edilebilen, kandırılabilen, hayallere kapılması sağlanabilen bir bireydir. Bakın ABD Başkanı Trump hakkında bir hayli suçlamalar çıktı. Fakat son günlerde kamuoyu yoklamasına göre seçmenlerin %52 desteğini almayı başarmış. Rusya Federasyonu başkanı da geçen ay kendi öne sürdüğü anayasa değişikliği için yapılan referandumu kazandı. Oysaki azınlıkların, yani 20 milyonun haklarının bir haylisini silip süpürüldü.

En son örnek ise Belarusya’daki Başkanlık seçiminden geldi. 1975’ten beri Devlet Başkanı olan Lukaşenko seçimi tekrar kazandı. 45 yıldık ülkeyi bu şahıs yönetiyor. Artık onun demokratik seçimlerle iktidara geldiğine kimse inanmıyor. Ülkede bir aydan fazladır protestolar sürüyor. Bu nevi örnekleri arttırmak çok mümkün.   

Bir şahsın bu kadar uzun dönem seçimleri kazanması şaibeli sayılabilir mi? Malum Türkmenistan gibi ülkelerde Başkanlık %98-99 orsandaki bir oyla kazanılır.

İnsanların kafasında aşağıdaki sorular ister istemez doğabilir:

  1. Oylar manipüle mi edildi? Bilgisayar döneminde bu çok kolay aslında. Başka ülkelerin seçimlerine, bankalarına, resmî kurumlarına sızan bir sürü hackerin mevcudiyeti biliniyor. Hatta ABD seçimlerine Rusya’nın bir şekilde müdahale ettiği iddiaları ortaya atılmıştı. Kasım ayında Trump’ın tekrar seçilmesini Moskova istiyor haberleri de dolaşıyor. Acaba oy oranın %52’ye yükselmesinde Kremlin rolü var mı? Aslında ABD’de Kovid-19’dan 200 bin kişi öldü, işsizlik çok arttı, ırkçılık da patlak verdi.  Bu şartlarda onun kazanması zor olması gerekir diye düşünülüyordu. Kim bilir.
  2. Hiçbir ülke kaç kişinin seçime katılacağın öngöremez. Hatta iktidar için rakip partiyi destekleyecek seçmenlerin az katılımı bir nimettir. Çünkü seçimlere katılmayanlar, ya ümitleri kırılmış, bu ülkede hiçbir değişiklik olmaz diyeneler, ya da siyasetle yakından uzaktan ilgisi olmayan, dünyaya bakışları çok farklı olan gençlerdir.

Bu nedenle de iktidar olsun, muhalefet olsun çoğunluk hep yaşlıların elindedir. Yaşlılar ise muhafazakâr olurlar ve alıştıklarının dışında büyük değişimler istemezler. Bu ve diğer görüşlerimi gelecek yazımda okuyabilirsiniz.

Author: Nadir Devlet

Prof. Dr., Türk Dünyası tarihi ve uluslararası ilişkileri uzmanıdır. 20 ve 21. yüzyılda Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarının geçmişi, bugünü, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde yoğunlaşmıştır.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This