DEMOKRASİ DENİLİNCE AKLIMA NE GELİYOR – 4

En kötü demokrasi en iyi diktatörlükten evlâdır diye bir söylem dolaşır etrafta. Cidden öyle midir? 4-5 yılda bir kere oy vermek ve ondan sonra her şeye katlanmak sizi tatmin ediyor mu? İdamı kaldırmış bir ülkede ölüm cezasını gündeme getirerek, ilkel ülkeler seviyesine dönmek sizi tatmin ediyor mu?

Halkı daha önemli gündemlerden uzaklaştırmak politikacıların taktiğidir. Ülkede işsizlik, enflasyon gibi sorunlar varken dış düşmanlar yaratmak, dış ülkelerden tehlike geldiğini iddia etmek, muhalefete ihanet, bölücülük gibi ispatlanmayan suçlamalarda bulunmak, karşı partiden seçilmişleri suçlamalarla görevlerinden uzaklaştırmak, bir hayli kendisini plüralisttik demokrasi ile yönetilen ülke olarak lanse eden ülkelerde de rastlanmaktadır. En güzel bahane “ülkenin güvenliğidir”.

Bence gerçek demokrasi bir hayalden ibarettir. Neden mi dersiniz? Çünkü gerçek anlamda kuvvetler ayrılığı, yani devleti oluşturan üç mekanizma; yasama, yürütme ve yargının birbirlerinden ayrılmasıdır ki, şeklen varsa da fiilen yoktur. Bazı ülkeler bunu sağlamaya çalışırlarsa da hükümetler çoğunluğa sahip oldukları parlamentolarda yasamayı kontrol ederler. Yargı mekanizmasına seçilecekleri yönetimler belirler.  Yargıç ve savcılar aslında birer devlet memurudur. Bir yargıç yönetimin arzusu dışında kitaba göre iş yaparsa, acilen başka yere tayini çıkar.

Pek demokratik addedilen ABD’de lobiler kapalı kapılar ardında pazarlıklarla, hatta şantajlarla bir kanunun kabul edilmesinde önemli olabiliyorlar. Türkiye gibi bir hayli ülke bile ABD’de lobi şirketleri aracılığı ile kendileri ile ilgili konularda üstünlük elde etmek isterler. Devletler ve uluslararası şirketler arasında “rüşvet-yolsuzluk” iddialarının basına yansıdığına şahit olmaktayız. Bence bunlar buzdağının ancak görünen zirvesidir.  Türkiye demokrasisi üzerinde birtakım iddialar olmakla birlikte bunlar inandırıcı olmaktan hayli uzaktır. Çünkü üzerinde tartışmaya girmeye yandaşlar dışında kimse cesaret edemeyecektir diye düşünüyorum.

Kısacası siyasette ticari menfaatler en üst sırayı alır. Bunun mutlaka halka yarar sağlamakla ilgisi yoktur. Ticari-ekonomik faaliyetlerin halka yararı olsa idi, her geçen gün fakirler daha fakir, zenginler daha zengin olmazdı.

Credit Suisse Global’in Zenginlik Raporuna göre, dünyanın 1 milyon dolardan fazla parası olan en zengin %1’i dünya servetinin %44’e sahip. Ayrıca 2018 dünyadaki en zengin 26 kişinin toplam serveti dünya nüfusunun yarısını teşkil eden 3 milyar 800 milyon insanın gelirine eşitmiş.

Sözüm ona gelirleri eşit olan Sovyetler Birliği vatandaşlarının, rejim yıkılınca ülkenin servetinden ortak pay alması gerekirdi. Oysaki tepedekiler bunu paylaştı. Şimdi eski Sovyet vatandaşlarından, 100 dünya milyarderi arasına giren 10 milyarder var. En ilginci de 70 milyar dolar serveti ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin: Kendisi 11. sırada.

Anlaşılan kapitalist sistem Çinlilere olduğu kadar Ruslara da yaramış. ABD Devlet Başkanı Trump Putin’in yanında çok acınacak durumda ancak 2,5 milyar doları var. Türkiye’nin en zengini ise 3,6 milyar dolar serveti ile dünya listesinde 546. Erman Ilıcak. Yani ülkenin fazla zengini yok. Dolayısıyla en büyük işveren konumunda devlet oluyor ve herkes devletten bir proje kapmak peşinde.  Bütün bunların halka pek faydası yok. Hani demokrasi halkın gücü idi?

Milletvekili seçilenler kendi parti başkanlarına biat ettikleri için seçim bölgelerine pek faydaları olmaz. Zaten seçmen kendi milletvekiline ulaşamaz. ABD’de durum biraz farklıdır milletvekili olsun senatörü olsun kendi seçim bölgesine önem verir, hatta grup kararlarına bile karşı çıkabilir. Çünkü gelecek seçimi kazanma derdi vardır.

Peki ABD demokrasisi ideal midir? Onun da hayli eksikleri vardır. Avrupa’da bile ortak bir seçim sistemi yok. Freedom House ortalama özgürlükler listesinde 1 ve 2.sırayı alan, nüfusu 2 milyonu geçen ancak 35 ülke tespit etmiş. Oysaki BM’de üye sayısı 395. Bu 35 ülkeni seçim sistemleri temsili, ancak altısında kazanan taraf bütün vekillikleri alıyor. Bunların hepsinde ortalama olarak adaylar beş yıl için seçiliyor. Beş yıl bir insanın hayatında da uzun süre. Seçmen genelde kime oy verdiğini bilmez. Kısacası çok partili ve seçimlerin adil yapıldığı sistemlerde bile azınlıkların hak ve hukukları ne kadar korunur, bunu ihlal edildikçe görürüz. Bunu da o ülkede basının tamamıyla özgür olması ile elde ederiz.

Peki azınlık ve çoğunluğu oldukça tatmin edecek bir sistem olabilir mi sorusunu gelecek yazımızda irdelemeye çalışacağız.

Author: Nadir Devlet

Prof. Dr., Türk Dünyası tarihi ve uluslararası ilişkileri uzmanıdır. 20 ve 21. yüzyılda Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarının geçmişi, bugünü, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde yoğunlaşmıştır.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This