ADI “CUMHURİYET” OLAN BİR ÜLKE…

 

Bu yazıda, adı cumhuriyet olan, öyleyse halk tarafından yönetildiği farz edilen, dolayısıyla demokrasi de olması gereken, bugün de onun mirasını paylaşanların olduğu bir ülkeden bahsetmek istiyorum.

 

Bu ülke büyük idealler ile kuruldu.

Herkese eşitlik, azınlıklara baskıdan kurtuluş, iş ve aş, barış vaat etti.

Bu ülkede demokrasi aşağıdan yukarı olacaktı.

Ne güzel değil mi?

 

En ufacık köylerde dahi toplanacak şuralar kendi temsilcilerini seçeceklerdi. Onlar seçtiklerini kasabaya yollayacaktı, kasabalar da birleşip kendi temsilcilerini şehirdeki parti komitesinde yollayacaktı.

 

Parti komitesi, delegeleri belirleyecek, o delegeler genel kurultaya katılacak, parti yönetimini, parti genel sekreterini ve diğer organları seçecekti.

 

 

Ne güzel değil mi?

Herkesin katkısı, isteği yönetime yansıyor. Can kurban böyle demokrasiye!

 

Fakat bu seçimlerde bir ufak pürüz vardı. Her pozisyona bir aday gösteriliyordu. Tek seçenek var ama seçim yapılıyor! Ayrıca listeler de merkezden yollanıyordu. Büyük şaşa ve tantana, hastaların yataklarına, yaşlıların evlerine seçim sandıkları götürülerek yapılan bu seçimin sonuçlarını artık pek merak etmiyorsunuzdur diye varsayıyorum.

İşte böyle başarılı bir organizasyondan sonra iktidara gelen bir “müstesna lider”, dünya çapında şahıs, o ülkeyi 31 yıl yönetti.

 

 

Başarısız mı oldu?

Bu sorunun cevabı, başarı olarak ne görmek istediğinize bağlı olacak, tabii ki.

Ülkeyi tarım ülkesinden endüstri ülkesine, askeri bir güce dönüştürdü.

 

 

 

Ülkesini, herkesin korktuğu bir devlet haline getirdi.

 

 

Bir sürü ülke ve onlarla birlikte yeni kullar ele geçirdi. Baştan zararlı gördüğü din adamlarını, zenginleri, varlıklı çiftçileri, eski rejim döneminde yetişmiş yazar-çizeri, öğretmeni ya kurşuna dizdi ya da 10’ar 20’şer yıl çalışma kampına ve ayrıca sürgüne yolladı.

 

Azınlık milletlerin milyonlarcasını sürüldü. Azınlıklar yersiz yurtsuz hale geldi, nüfuslarının en azından yarısını kaybetti.

 

 

O yüce şahıs bütün bunları hep bir ‘parlak gelecek’ için yaptı.

Devamlı kendini alkışlattı, methettirdi. Adına heykeller dikildi, okullar inşa edildi, romanlar, şiirler ve çeşitli eserler yaratıldı…

İşte böylece kendine şükran duyan bir topluluk yaratmak için halkından 35 milyonun yok edilmesine gözünü bile kırpmadı. Oğlunu savaş esirliğinden kurtarmadı, karısını öldürdü, kızı zor bela kaçtı. Öldüğünde çevresindekiler birkaç gün korkudan odasına giremediler.

“İşte başarılı gerçek halk adamı portresi budur” diyorsanız; budur, itiraz edemem.

Halk için halka istediğini yapabilir, hatta halkı katledebilirsin.

Bu da bir tür demokrasi…

Buyurun cemaat!

 

Author: Nadir Devlet

Prof. Dr., Türk Dünyası tarihi ve uluslararası ilişkileri uzmanıdır. 20 ve 21. yüzyılda Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarının geçmişi, bugünü, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde yoğunlaşmıştır.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This