AFRİKA’DA SONSUZ OLMAK

 

DOĞAL, VAHŞİ VE GİZEMLİ: DÜNYANIN ÜÇÜNCÜ BÜYÜK KITASI

 

Bu yıl tatilimizi değişik bir yerde yapmayı kış aylarında planlamıştık. Uzun süren araştırmalardan sonra artık Kenya ve Tanzanya’yı görme zamanımızın geldiğini düşündük, çünkü bu bir safari programı ve birtakım zorlukları da var. 50’li yaşlar artık belki de bu tür bir organizasyon için son duraktır diyerek işe giriştik. Bu zamana kadar gecikmiş olmanın nedeni ise benim hayvanlara yönelik pek bir ilgimin ve duygumun olmamasıydı.

İlk olarak Türkiye’deki turları araştırdık. Hatta bir arkadaşımızın organizasyonuna katılmayı da çok arzu ettik, fakat genellikle olduğu gibi ya tarihlerimiz uymuyor ya da gün sayısı, program arzu ettiğimiz gibi olmuyor. İnternetten birkaç yerel tur acentesiyle bağlantı kurduk. Çok seçenekli fiyat listeleri gönderdiler. Bize en uygun olanını tespit ettikten sonra Mısır Havayollarıyla aktarmalı bir bilet aldık çünkü biz karar değiştirip dururken THY bilet fiyatları uçtu gitti. Fakat yine de mantıklı olanın THY’nı tercih etmek olduğunu anladık. Bu organizasyonun her detayını ve bağlantılarını arzu eden okurlarımla paylaşabilirim.

İlk kez bu kadar uzun bir hazırlanma süreci yaşadığımızı da belirtmeliyim. Yola çıkmadan iki gün önce malaria /sıtma ilacı Lemarı içmeye başladık. Seyahatten dönüşte dahi devam ettik bir hafta kadar. Bugün dünyada en fazla ölüm sebebi hala sıtma imiş ve de aşısı yok. Sarı humma aşısı olduk. Bu hastalığı ise hiç anlatmayayım, gitmekten vazgeçirmek istemem sizi. Ve bu eşsiz macerayı yaşamanızı öyle çok isterim ki, lütfen yazımı sonuna kadar okuyun. Benim bile hoşuma gittiyse, sizin çok keyif alacağınızdan eminim.

Benden çok daha evhamlı olan doktor arkadaşımın yaptırdığı özel kıyafetler (bol, pamuklu, her tarafı lastikli), her türlü rahatsızlık için bir sürü ilaçlar, sinek kovucu kremler ve böcek spreylerini, kameralarımızı, dürbünlerimizi de yanımıza aldık elbette.

Tur organizatörümüz Lucy’nin “merhaba” anlamına gelen “Jambo” ve “sorun yok, dert etme” anlamına gelen “Hakuna Matata” kelimelerini sık sık duydukça her anda, hiçbir şeyi dert etmemeye karar verdim.

Bizi karşılamak üzere Nairobi havaalanında bekleyeceğini söylemesi bizi rahatlattı. Fakat biraz gecikmesi, tur ücretinin neredeyse tamamını ödemiş olduğumuz için birbirimizle paylaşmadığımız fakat aynı endişeyi taşıdığımız arkadaşlarımızla ortak duyguyu yaşattı…

Şoförümüz ve aynı zamanda rehberimiz olan Kennedy ile uçsuz bucaksız bir serüvene atıldığımız ilk andan belliydi.

Yoğun Nairobi trafiğinden kurtulup Kenya’nın güneyinde Amboseli National Park içerisindeki otelimize gelmek yarım gün sürdü ve aslında diğer otellerde de hep aynı duyguyu yaşadım: Çevre eski bir film platosu gibi…

Amboseli National Parktaki “game drive” dedikleri ilk turumuza çıktık. Gün batımı muhteşem ve daha da muhteşem olan fondaki Tanzanya sınırında Klimanjaro dağı… (Döner dönmez Klimanjaro’nun Karları ve Çölde Çay filmlerini izleyeceğim.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

Çok farklı bir ortam. Hiç bu kadar çok fil görmemiştim derken zürafalar, zebralar ve akbabalarla birlikte bir sürü kuş çeşidi… Bu bir rüya olmalı diye düşündürüyor, bu boşluk hissinin yarattığı sonsuz, göz alabildiğine arazideki hayvanlar…

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

 

 

Ertesi sabah saat 06 da çıktığımız game drive’da ilk gördüğümüz, zebrayı parçalayıp yiyen dişi aslandı. O kadar şaşırdık ve ürktük ki aslana mı odaklansak, etrafında dolaşıp duran çakallara mı baksak yoksa başımızı kaldırdığımızda gökyüzündeki akbabaları mı izlesek bilemedik.  Bu arada bir bölgede gökyüzünde akbabalar uçuşuyorsa veya diğer safari araçlarıyla telsiz bağlantısı ile rehberlere sinyal gelirse hemen o noktaya hareket ediliyor. Araçlardan inmek yasak. Açık olan üst kısımdan izleniyor her şey. Öyle ki saatler süren turda nasılsa doğanın ortasındayım, tuvalet ihtiyacı filan diyemiyorsunuz, beş büyük hayvandan birinin öğünü olmak istemiyorsanız. Zaten heyecandan tuvalet filan da aklımıza gelmedi hiç.

 

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

Ertesi gün Naivasha gölünde idik. Burada Kenyalı bir rehber bizi gölde gezdirdi. Hava karanlık, siyah bulutlar etrafımızda iken onlarca kurumuş akasya ağacının üzerine dizilmiş Afrika kartalına balık attık. Kartallar suyun yüzeyine yakın balıkları keskin gözleri sayesinde yakalayarak besleniyorlar. Bu manzaranın gerçekten de bir çakalın güzel gözlü ceylanı yemesi kadar vahşi olduğunu düşündüm…

Çakallar genellikle avlanan başka bir hayvanın artıklarına razılar veya savunmasız bir pembe flamingo yavrusunu hatta aslan yavrusunu da yakalayabiliyorlar. Bu ortamda sürüden ayrılan ya da arkasını kollamayan hemen yem olabiliyor. Önce tuhaf duygularla yaklaştığımız bu durum bir süre sonra doğanın dengesi olarak kabullenilebiliyor.

Özel korumaların nöbet tuttuğu geniş kapıdan geçip “ Fish Eagle Inn”e döndük. Karşımızdaki manzara” Out of Africa”nın çevrildiği ada imiş. Bu da tekrar başka bir gözle izleyeceğim film olacak. İçeride yine bambaşka bir dünya.  Dış dünyadan soyutlanmış, her türlü konforu bulabileceğiniz bir ortamda buluyorsunuz kendinizi. Her türlü konfor derken, en lüks otelde bile televizyon, buzdolabı vs. yok ama bizim için en önemlisi ilaçlanmış cibinlikli ve temiz bir oda. Bunlar sağlandığında gayet mutluyuz.

Bu arada her gün aynı saatte sıtma ilaçlarımızı almayı, daima sinek ilaçlarımızı sürmeyi unutmuyoruz. Buna rağmen sinekler çok fazla ve sürekli ısırıyorlar. Endişemiz hep var. Birimiz kaşındığında belli etmiyoruz ama acaba diye düşünüyoruz. Burada bahçede tenteler ve kamp yapan gençler vardı, daha sonra bazılarının aşı da olmamış olduğunu öğreniyoruz ve biz odalarda endişeliyken onlar çadırlarda nasıl rahatlar bilemiyoruz. Gerçek survivor onlarınki… Ya da bu tur için 50’li yaşlarda değil 20’li yaşların gözü karalığında olmalısınız…

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

 

 

Üçüncü gün Büyük Rift Vadisi üzerinden Masai Mara’ya doğru yola çıktık. Burada hayat sabah 6’da başlıyor, en geç. Yol korkunç kötü idi, buna ilaveten devrilmiş ve yolun ortasında kalmış kamyonla uğraşmak zorunda kaldık. Yani etraftan gelen Masai yerlileri yaptı her şeyi. Kennedy’nin de becerikliliği ve diğerlerinin yardımı ile yeni bir geçiş köprüsü yaptılar adeta. Bu arada bizi asla arabadan indirmedi. Biz yolun kenarında çamura saplanmış teğet vaziyette 3 saat kadar mahsur kaldık. Başka yapacak hiçbir şeyi olmayan yerli halk içinse bu harika bir değişiklikti sanırım. Saatlerce izlediler ve bizle camdan konuşmaya çalıştılar. Bu esnada ben yolculuğa çıkarken yanımıza aldığımız tüm yiyecekleri ve hatta giyeceklerimizi onlara birer birer verdim. eşim Ertan’la birlikte yolculuk boyunca bundan hiç vazgeçmedik çünkü o kadar perişanlar ki, asla oturduğumuz rahat koltuklarımızdan bunu hayal edemeyiz.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

 

 

Böyle bir seyahate çıkmaya niyetlendiğinizde yanınıza bol şekerlemeler, kalemler, yedek kıyafetler alabilirsiniz, bu ortamda her şeyin bir yeri var.

Mara nehrine gittiğimizde Kenya sınır bölgesini korumak için görevli sınır polisleri bize nehir boyunca eşlik ederek nehirdeki timsah ve hipopotamları anlattılar. Burada bir öğrenci grubunu gördük, tüm öğrencilere dağıtmak üzere öğretmenlerine getirdiğimiz tükenmez kalemleri verdik, bizle fotoğraf çektirmek için yarışan, hepsi bir örnek giyimli öğrencilerden o kadar çok etkilendim ki gözlerim doldu. Bir süre konuşma fırsatımız oldu ve onları bu hayattan tam olarak kurtaracak şeyin “eğitim” olduğunu ve bundan hiç vazgeçmemeleri gerektiğini söyledim. Bizi dinleyen kucağında bebeği ile gelmiş olan öğretmenleri çok teşekkür etti. Dünyadaki bütün çocuklardan etkilenen ben, hep gözlerim dolu olarak o uzun yakalı bir örnek giyinmiş, saçları kazınmış kızları; gözleri pırıl pırıl parlayan erkek çocukları hatırlayacağım. Ama o an bilmiyordum ki Masai köylerinde bundan çok daha zor durumda olan, okulları olmayan, hasta çocuklarla karşılaşacağız…

 

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

 

Belki Dünya üzerinde sadece Mara’da görebileceğimiz Büyük Göç’e tanıklık etmek eşsiz bir deneyimdi. Her yıl belli bir dönemde milyonlarca antilop ve zebranın kuru Serengeti topraklarından (Tanzanya), su ve yiyecek arayışında Masai Mara’nın yeşil otlaklarına göçüne tanık olduk.

Masai Mara, kayıtlara geçen 450’nin üzerinde hayvan çeşitliliği ile inanılmaz bir vahşi yaşam deneyimi sunuyor. Mara’da, aslan, gergedan, fil, hipopotam, timsah, zürafa, antilop, zebra, bufalo, yaban domuzu, sırtlan, çakal sıklıkla gördüğümüz hayvanlar arasında…

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

Ertesi sabah gün ağarmadan yola çıkarak günün ilk ışıklarıyla Mara’nın vahşi yaşamına tekrar tanık olduk. Masai Mara, topraklarında barındırdığı çok sayıda otçul havyan sebebiyle Kenya’nın büyük kedileri için ideal bir av sahası niteliğinde imiş. Aynı zamanda Mara’nın Kenya’daki en büyük aslan nüfusuna, büyük fil ve bufalo sürülerine de ev sahipliği yaptığını rehberimizden öğreniyoruz.

Fillerin hafızalarının çok güçlü olduğunu, yavruları veya aralarından biri öldürüldüğünde yas tuttukları ve ağladıkları da burada öğrendiklerimiz arasında… Aslanlardaki aile hayatını da bilmiyorduk. Anne aslan avlanırken erkek aslan aileyi koruyor. Gerçekten de korunmaya ihtiyaç var. Çakallar her an etrafta. Yavrusunu 1 yaşına kadar büyüten dişi aslan, onu avlanacak duruma getiriyor.

Amboseli’de görmediğimiz tek boynuzlu gergedanları burada gördük. Yol boyunca yüzlerce göç eden ip gibi dizilmiş ve belli bir düzen içerisinde ilerleyen hayvanlara eşlik ettik. Aracımıza yarım metre uzaklıkta durup bizi inceleyen erkek aslanla göz göze gelip soluğumuzu tuttuk. Zürafaların ağaçlara uzanarak yedikleri yapraklar onları diğer vahşiler yanında gözümüzde çok zarif bir hale soktu. Zebralar gibi onlar da ikili durarak çok hoş bir görüntü yaratıyorlar. Bu dinlenmek için yaptıkları bir pozisyonmuş.

 

 

 

 

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

“5 Büyük” denilen hayvanlardan (leopar, aslan, fil, gergedan ve bufalo), ağaçlar üzerinde saklanmış olan leoparları bir türlü göremedik fakat zaten 2-3 ay boyunca görülmediği de oluyormuş.

Beşinci günümüzde Nakuru Ulusal Park‘ta idik. Burada flamingoların dışında 450’den fazla kuş çeşidi bulunuyormuş. Ne kadarını gördük bilemiyorum ama burada kuş görmeye doyduğumuzu söyleyebilirim.

Pembe flamingoların göl seviyesinin yükselmesinden dolayı artık burada fazla olmadığını öğrenmiştik. Yine de şansımızı denemek istedik. Yağan yağmura ve bataklık bölge olmasına rağmen onlarcasını gördük ve bu görsel şölen için kendimizi şanslı bulduk.

Nakuru’da her yerde kızgın bakışlı babun cinsi maymunlarla karşılaşabiliyorsunuz. Yol kenarlarında sırayla oturup geçen araçlara bakıyorlar. Yan yana oturarak birbirlerinin bitlerini ayıklıyorlar, çok ilginçtiler doğrusu.

 

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

Kenya’daki son günümüzde Nairobi’ye doğru yola çıktık. Gökdelenleri, alış veriş mağazaları, marketleriyle, yollarıyla, üniversiteleriyle, restoranlarıyla, başkenti pek çok büyük şehir gibi bulduk, fakat trafik çok korkunçtu. Ülkenin gezdiğimiz her yerinden o kadar farklıydı ki, aradaki büyük uçurum karşısında içimi çekmeden edemedim açıkçası.

Program gereği Nairobi’de öğlen yemeğinizi şehrin en meşhur restoranlarından biri olan Carnivore Restoran’da yedik. Carnivore Restoran, mangalda ızgara olarak pişirilmiş av etleri ile ünlü imiş. Sığır, koyun ve tavuk etinin yanında devekuşu, timsah gibi av hayvanlarını da tatma şansı bulduk. Timsahlar çok korkutucuyken, Carnivore’da tabağa geldiğinde midemi kaldırdığını, zebralardan bile büyük devekuşlarının köftesini de aynı duyguyla yiyemediğimi fark ettim. Süreklii gelip sınırsız, farklı etleri bırakan garsonlardan bezdim ve ne yalan söyleyeyim, en çok hoşuma giden yemeğin sonundaki İtalyan dondurması oldu.

 

 

 

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

Sonuçta Kenya macerası bitti.

Ömrümde görmediğim kadar çok hayvan gördüm. Hayvanları sevmediğimi düşünürdüm ama zebraların popolarının bu kadar güzel olduğunu, thomson impalaların bu kadar hızlı koştuğunu, ceylanların, gazellerin zarafetini, çitaların parıltısını bilmiyordum. Aslanla göz göze gelip soluğumu tutmamıştım. Sırtlanların aslında avlanmayıp leşleri beklediğini, çok da çirkin olduklarını, yüzlerce pembe flamingonun ne hoş manzara oluşturduğunu, zürafaları görünce Lamarck’ın teorilerini bir gün canlı olarak hatırlayacağımı bilemezdim.

Tek boynuzunu kavgada kırmış olan antilobun tek başına mutsuz mutsuz dolaştığını (artık kendini koruyamaz ve yaşayamaz), birbirlerinin bitlerini insan gibi ciddiyetle temizleyen babunları, yavrusunu sırtında veya karnında taşıyarak koşan maymunları gördüm. Tek boynuzlu gergedanların soyu tükenmemiş. Yavrusu ya da eşi ölmüş fillerin nasıl ağladığını, asla unutmayan hafızaları olduğunu öğrendim.

Ormanın en güçlüsü tek boynuzlularmış meğerse. Hipopotamlar çirkin. Bufaloların ise boynuzlarını her gördüğümde seyrettiğim çizgi filmlerdeki saçları jölelenip kıvrılarak yukarıya kaldırılmış kızlara benzettim. 1 tonluk hayvanlar bu gözle bakınca çok komikti. Rengârenk dev kertenkeleler kayaların üzerinde bir sanat eseri gibiydi. Döndüğümde artık hayvanlarla ilgili belgesel programların iyi bir izleyicisi olacağım, babam gibi…

Doğanın dengesini anladım, zebrayı parçalayan dişi aslana önce kızarken şimdi o ince çizgiyi iliklerime kadar anlıyorum. Safari araçlarına bakmıyorlar bile. İnsanlara düşman değiller, dibinize kadar geliyorlar. Zarar görmemişler, özgürler, toklar…

Bizi Tanzanya’ya yolcu etmek için gelen tur organizatörü Lucy ve rehberimiz Kennedy’ye veda ederek ayrıldık. Ayrılırken onlara armağanlarımızı ve ilaçlarımızı bıraktık. İnanıyorum ki dünyanın bir yerlerindeki insanlar ve hayvanlar birbirimizin gönlünde bir yerlere dokunduk. Ve çok mutlu olduk.

Tanzanya ve Masai Mara köylerini başka bir yazımda paylaşmak üzere, sonsuz sevgiler ve seyahatli günler dilerim…

 

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn

 

 

Author: Sühendan Cevizci

Share This Post On

1 Comment

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Share This