TEDHİŞ İLE İLGİLİ HATIRALARIM

11 yaşında idim ve Kurtuluş’ta iki katlı ahşap bir evin üst katında yaşıyorduk. Ben buradan her gün yürüyerek Şişli 19 Mayıs ilkokuluna gidip geliyordum. Yani 13 km. yolu bir saat veya daha fazla zaman harcayarak kat ediyordum.  

1955 yılında 6 Eylül’de saat 20:00 sularında büyük bir bağırış çağırışla pencereye üşüştük. Baktık ki ellerinde koca sopalar olan bir çapulcu takımı “bayrak as, bayrak as” diye bağrışıyor ve cam-çerçeve indiriyordu. Biz hayli fakirdik ve evimizde bayrak yoktu. Çin’de iken savaşın en civcivi ve tehlikeli günlerini yaşayan annem ile babam çok endişelenmişlerdi. Ben de onları görerek korkuya kapılmıştım. Zavallı anacığım bulduğu turuncu bir kumaşa alelacele bir ay yıldız dikti ve onu pencereden sarkıttık. Ertesi sabah Kurtuluş caddesine çıktığımızda, hemen hemen bütün dükkanların kepenklerini parçalandığını gıda maddeleri ve diğer alet edevatın yerlere, kaldırımlara saçıldığını gördük.

Sonradan aklım daha baliğ olunca, 6-7 Eylül’de tedhiş kıvılcımını çakanın “İstanbul Ekspres” gazetesi olduğunu öğrendim. Bu gazete teyit edilmeyen bir haber yapmış ve “Selanik’te Atatürk’ün evi bombalandı” şeklinde provokatif bir manşet atmıştı. Bu haberden sonra hükumet de birtakım saldırganların terör eylemlerine göz yummuştu. Neticede ülkemizdeki azınlık Ermeni, Rum ve Yahudilerin ibadethanelerine, iş yerlerine, evlerine çapulcular saldırmış, can kaybı da olmuştu. “İstanbul Ekspres” gazetesi provokasyon yapmayı bir nevi görev addetmiş, Kıbrıs konusu gündeme geldiğinde insanların “ya taksim ya ölüm” mitinglerini tetiklemişti. Bu benim tedhiş ile ilgili ilk tecrübem olmuştu.

İkinci olay ise 27 Mayıs 1960 askeri darbesine götüren olaylar olmuştu. O dönemde tek bilgi kaynağımız radyo veya gazeteler idi. Benim kesekağıdı yapıp satarak kazandığım paralar ve eski komşumuz Şemsiye Apakay’ın büyük katkısı ile satın aldığım Körting marka bir radyom vardı. 

O dönemlerde haber kaynağı İstanbul radyosunun öğle bülteni idi. 1960’lara yaklaştığında Adnan Menderes hükumeti meclisteki 2. parti olan CHP ile şiddetli mücadeleye girmişti. “Vatan Cephesi” adlı bir oluşumu gerçekleştirerek, her bültende bu cepheye katılanların adları okunmaya başlamıştı. Bu saatlerce süren yayın beni o kadar bezdirmişti ki, radyoyu dinlemez olmuştum.

Buna ek olarak muhalefet gerçek olmayan şayialar yaymaya başladı. En akılda kalanı “üniversite gençlerini mezbahada kıyma makinasından geçiriyorlar” idi. Bir gün Şişli’den Taksim’e protesto yürüyüşü yapılıyordu. Ben bunu duyunca arkadaşlarımın beni engellemeye çalışmasına rağmen, Kurtuluş’tan Harbiye’ye koştum ve yürüyüşe atıldım. Harbiye önünde üstümüze askerler salınınca çil yavrusu gibi dağıldık. Ben yakalanmadan nefes nefese Kurtuluş’a döndüm.

Kısa bir müddet sonra söylentilere göre, İsmet İnönü’nün askerlere telkini ile 27 Mayıs darbesi oldu. Daha sonra yıllara uzanan “bebek davası, köpek davası, cımbız davası” gibi şimdi komik gelen, ancak başta Başbakan Adnan Menderes olmak üzere iki bakanın idamına neden olan Yassıada mahkemelerini yaşadık. Ben henüz 16 yaşında idim. Bir sürü insanın mağduriyetini anlamıyordum.

İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde okurken (1967-1971) tedhiş olayları ayyuka çıkmaya başlamıştı. Ülke tarihinin her döneminde olduğu gibi kendini sağcı İslamcı-Türkçü ve ülkücü addedenlerle, kendini solcu Marksist-Leninist, Maocu, THKO, TİKKO veya daha sonra PKK’lı sayanlar arasında başta sürtüşmeler çıkmış, daha sonra taraflar kanlı eylemlerle birbirine saldırmaya başlamışlardı.  Biz Tarih ile Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrenci ve hocaları faşist diye lanse edilmeye başladık. Kimsenin bir taraf seçme şansı yoktu. Edebiyat Fakültesinde solcular dersleri basarak öğrencileri “forum var” diye dersten çıkarıyorlardı. Hocanın tek başına bunu engellemesi mümkün değildi. Bu tedhiş hareketleri ciddi boyutlara ulaşınca Fen Fakültesinde bulunan kantin kapatıldı ve iki fakülte arasındaki geçitten giriş-çıkış yasaklandı.

Ben o dönemde başta MEB’nın, Edebiyat Fakültesi hocalarının çıkardığı İslam Ansiklopedisi’nde, sonra da Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nde çalışmaya başlamıştım.   Haziran ayı idi, fakültenin kapandığı haberi geldi. Birkaç gün önce kendisi ile tanıştığım Coğrafya Bölümü son sınıf öğrencisi Yusuf İmamoğlu’nun katledildiği haberini aldım. Fakülte kapatılmış olsa da benim girip-çıkma imkânım olduğundan, katledildiği 5. kata gittim. Koridor kanla kaplanmıştı. Bir insandan bu kadar çok kan akmasına şaşırmış ve dehşete düşmüştüm. 

Bundan sonra olaylar ciddi boyutlara ulaştı. İki taraf nedensiz birbirini öldürmeye başladı. Silahlar Bulgaristan üzerinden getirilip her iki kesime de dağıtılıyordu. 1971 Haziran’ında finallerimiz vardı. O dönemde başta yazılı oluyor, sonra sözlü sınava giriyorduk. Ben sıramı savdıktan ertesi gün, yine tedhiş olayları yüzünden üniversite kapanmıştı. Dolayısıyla ben Haziran mezunu oldum, benden sonra gelen arkadaşlar ise Eylül mezunu olabildiler.

1970’li yıllar, Türkiye’nin en çalkantılı dönemlerinden biri olarak tarihe geçti. Bu dönemden akılda kalan 12 Mart 1971 askerî muhtırası, banka soygunları, devrimci sol ile ülkücü militanların silahlı çatışmaları, her iki taraftan gencecik insanların ölmeleri, gencecik insanların idam edilmeleri, bir halk devrimi gerçekleştirmeyi hayal eden devrimci sol militanların gizlice Suriye’deki Filistin kamplarına gitmeleri, Türkiye’ye geri dönüp şehir ve kır gerillalığına soyunmaları…

İşte bu çalkantılı dönemin en önemli eylemlerinden biri, dönemin İsrail Başkonsolosu Ephraim Elrom’un 17 Mayıs 1971 Pazartesi günü Türk Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi lideri Mahir Çayan ve arkadaşları tarafından kaçırılıp, 23 Mayıs’ta başına kurşun sıkılmış cesedinin bulunması idi.  

Hemen her gün bir olay ile uyanıyorduk. Elrom’un kaçırılması Türkiye için bir yüz karasıydı. Devlet yabancı bir ülkenin temsilcisini koruyamamıştı. Neticede hükümet “Balyoz Harekâtı” ile sol eğilimli aydınları enterne etti. 23 Mayıs 1971’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. İstanbul’da polis ve asker ev ev arama yapmaya başladılar, bir nevi Komünist avı yapıldı.

Ben o dönemde apartman yönetici idim. Aramaya gelen subayı eve davet ettimse de girmedi. İyi ki girmedi. Çünkü bende bir hayli Kril harfi ile basılmış kitaplar vardı. Yani beni, muhacir kökenli de olduğumdan, kolayca Komünist veya terörist diye damgalayabilirlerdi. Derneğimizi eski başkanı Rifat Muhtesip Etiler’de tek başına oturuyordu. Bir gün sonrasına bizi yemeğe davet etmişti. Gittik, kendisini bulamadık. Komşuları askerler onu götürdü dediler. Günlerce kendisinden haber alamadık, çok endişelendik. Himayecimiz iş adamı Ahmet Veli Menger’den yardım istedik. O tanıdıkları vasıtasıyla soruşturdu, fakat izine rastlamadılar. Günler sonra kendisini İstanbul Emniyetinin 1. şube zindanında bulduk. Eli şişmişti. Polisler sopa ile vurmuşlar. Alıp götürürken kaydını yapmadıkları için onu bulamamışız.  Bu olaylar bize ne kadar güvensiz bir ortamda yaşadığımızı hatırlattı. Bizler aslında Çin, Kore ve Japonya’daki savaş ve terörden kaçmıştık.

1970’li yıllarda başlayan ve 12 Eylül Darbesi sonrası bitme eğilimi gösteren silahlı çatışma ve katliamlar dönemi birkaç yıl sonra tekrar patlak vermişti. Söz konusu sokak çatışmalarında ölü sayısı 1978 yılında bini, 1979 yılında 1.500’ü buldu.

Ben 1972 Ocağında Almanya’ya gittiğimden 1980 askeri darbesine kadarki dönemdeki iç savaşı, ne mutlu ki yaşamadım. Yaz aylarında tatile geldiğimde fakülteme uğrardım.

Bir seferinde fakülteden içeri girdiğimde jandarmaların öğrencileri kovaladığına şahit oldum. Polis ve jandarma sağcı ve solcu öğrenciler arasında barikat oluşturuyordu. Amfilerde ortada jandarma erleri oturuyor sağcı ve solcu öğrencileri birbirinden ayırıyordu.  Türk Dili ve Edebiyatı ile Tarih bölümünün katında duvara koca bir bez ilan asılmıştı. Üzerinde “faşist hocalar” diye benim hocam Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu ve diğer üç-dört hocanın adı lanse ediliyordu. Hocaların hayatı tehlikede idi. Almanya’da yaşadığım sıra iftiraya da uğradım. Doğu Perinçek’in “Aydınlık” derginde beni İstanbul’dan sorumlu MHP lideri diye yazmışlardı. O dönemde “Aydınlık”ta adı çıkanlar hedef gösteriyor ve ekserisi suikasta kurban gidiyordu. Öldürülenler arasında bir hayli etkili siyasetçi vardı. Hemşerimiz Prof. Dr. Ahmet Temir Ankara’da bir çatışma ortasında kalarak göğsünden yaralanmıştı.

Bir seferinde yine fakülteden otobüse binmiş Kurtuluş’a dönerken baktım ki otobüste bir tek ben varım. Saat akşam 7’ye geliyordu. Şimdiki koronavirüs sokağa çıkma yasaklarında olduğu gibi sokaklar bomboştu. Herkes korku içindeydi ve işi biter bitmez hızlıca evine dönüyordu.  Çünkü serseri bir kurşuna hedef olma ihtimali kuvvetli idi.

Bundan sonra 12 Ağustos 1980 askeri darbesi gerçekleşti. İşin ilginci ertesi gün tek bir silah patlamadı. Bu açıklanmayan bir fenomen. 

1984 Ekim’inde Türkiye’ye döndükten sonra da bir hayli tedhiş yaşadık. Kısacası Türkiye huzur ortamına kavuşmayı beceremedi. Dolayısıyla insanlar totaliter yönetimleri ya tercih ettiler ya da buna katlanmayı öğrendiler.

Türkiye ve komşuları Yunanistan, Bulgaristan, İran, Irak ve Suriye, terör veya rejim darbeleri yaşayagelmektedir. Anlaşılan Ortadoğu ve Balkan coğrafyasının kaderi bu imiş. Sovyetler yıkılınca Güney ve Kuzey Kafkasya ülkeleri de tedhiş ve askeri darbeler yaşadı. Kader-kısmet veya yaşadığı ülke insan hayatında önemli rol oynuyormuş. Şimdi de Kovid-19 ölümleri dışında silahlı çatışmalarda ölen askerlerimizin haberlerini alıyoruz. Yani tedhiş durmak bilmiyor. Ülke yöneticileri bunu silahla ve yasaklarla durduracaklarını inanıyorlar. Bence işin çözümü herkesin hakkını arayabileceği, adil, azınlık haklarına saygılı, çok partili tam demokratik bir sistemde mümkün olacaktır. Çünkü bunu başaran ülkeler mevcuttur. Diğer ifade ile örnekler önümüzde mevcut. Hayal mi görüyorum? Belki…

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • LinkedIn
Münih’te bombalanan iş yerim – RFE/RL

Author: Nadir Devlet

Prof. Dr., Türk Dünyası tarihi ve uluslararası ilişkileri uzmanıdır. 20 ve 21. yüzyılda Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarının geçmişi, bugünü, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde yoğunlaşmıştır.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This