YEREL TOHUMLARIN PEŞİNDE

DARIBÜKÜ KÖYÜ – Yaşayan bir etnografya müzesi

Tescil olmayan yerel tohumların satışının yasaklanması üzerine, yerel tohum takas şenlikleriyle tanıştım. Ulusal Tohum Takas Merkezi yöneticisi Sayın Ali Özırmak ve diğer dostlarla beraber Antalya’da iki kez tohum takas şenliğini düzenledik. Ziraat mühendisi ve bitki ıslahçısı olarak konuya duyarsız kalamazdım.

Ülkemizde elimizden alınan değerlerden biriydi yerel tohumlarımız. Amacımız bu tohumları bulup takas şenliklerinde üreticiye ulaştırmak ve küresel ekonominin yaptığı gıda / tohum egemenliği planlarını bozmaktır. Tohum; ekildikçe yaşar.

Gazeteci Yusuf Yavuz’un yazılarından öğrendiğim Darıbükü Köyü’ne gidiyoruz. Isparta Sütçüler’e bağlı bir köy. Kendimizi yerel meyve ve sebzesini küçük teraslara kurulmuş bahçelerde buluyoruz. Tüm bu bahçelerin bir süre sonra su altında kalacağını duyunca, yüzyıllardır yapılan geleneksel tarımın ve ekilen çeşitlerinin kaybolması kalbimi sıkıştırıyor.

Zeynep teyzemin bahçesine giderken tel örgülerin, yüksek beton duvarların yerine, tarladan çıkan taşlardan örülmüş alçak duvarlar vardı. Bu duvarlar aç gözlülüğün ve hırsın olmadığını gösteriyor.

Bahçeler çok küçük. İçinde cevizi, eski pembe kirazı, küçük yaz elması ve kendine özgü armutları var. Doğaya güvenmişler toprak az da olsa onları beslemiş. Yanından özgürce akan suları onları yaşatmış.

Darıbükü köyü; yaşayan bir etnografya müzesi gibi.

Dağı ve suyu, onları kapitalizm canavarından saklamış. 1923 yılına Cumhuriyetimiz kurulduğunda nerede olduğumuzu görebiliriz. Atatürk’ün “köylü milletin efendisidir” sözü, vefa borcumuz ve batıya yüzümüzü çevirmemizi. Bu köyde rahatlıkla görebiliriz, o anı durdurmuş adeta Darıbükü köyü…

Batı medeniyeti buraya gelmemiş, yapaylık yok. Nereden nereye geldiğimizi görmek istiyorsanız gidin görün Darıbükü Köyünü. Şayet entel-dantel olmak istiyorsanız buralar sizi açmaz şekerim. Yunan Adaları’na, İtalya’ya, Paris’e gidin.

Köyün nüfusu yaşlı, gençler sınırlı iş imkânlarından şehirlere taşınmışlar, zamanında dokumacılık yapmışlar. Kıyafetlerine markalar girmemiş “made in pazen” onlara yetmiş. Keçileri ve davarları doğada otlatarak peynirlerini, kara kovan arılarıyla ballarını üretmişler. Darıbükü Köyü’nde hep takas ve paylaşım olmuş, para burada hiçbir zaman vahşileşememiş. Hangi eve gittiysek, önce yapmacıksız boynumu koparacak kadar sarılmaları, ellerinde bahçelerinde ne varsa paylaşmaları. Allah’ım; bizler nasıl bu hallere geldik ve vahşileştik. Artık şehirlerde yiyecekler gözümüzü doyurmuyor ve bizler, birbirimizi yiyoruz.

Darbükü’nün Gürüz mahallesine çıkıyoruz, harika bir mahalle. Yüzüklerin efendisi hobbitleri burada çekebilirsiniz. Burası biraz daha sizi eskiye götürebilir. Sular gürül gürül, küçük bir odada sıcak sohbet, mis kokulu kekik çayımız. Ali bey ve Adem Bey Ramazan’ın babasıyla tepedeki bahçeye çıkıyorlar, yorulduğum için Ramazan, annesi ve ben aşağıda, onların günlük hikayelerini dinliyorum. İnekleri çalınmış. Doğanlar, tavuklarını yiyormuş, bir saat öldürme diye dil döktüm. “Tabi şehirde yaşaması kolay bizim tavuklar ne olacak” diyor Ramazan’ın annesi. Sonra incecik patikadan suyun gözüne çıkıyoruz. Ali beyler kırmızı ve sarı domatesler, patlıcanlarla geliyor. Ayrılırken sımsıkı, sanki kırk yıllık dostlar gibi sarılıyoruz.

 

Dönüşte, Kesme köyünde de, tohum grubu üyelerimizden Adem Bey bizi güzel bir alabalık çiftliğine götürüyor, balıkçılar da yapılan HES’ten şikayetçiler, vermesi gereken suyu vermiyormuş. Daha önce balıkları ölmüş. Balıkları yerken neşeli sohbetler. Oğlu kız kaçırmış, kız reşit değil ve iki ay gezecekler diyor sonra reşit oluyormuş. Gülsüm teyzem, nasıl evlendiğini anlatırken bir yandan da beyaz mısır tohumlarından verdi, yine sımsıcak bir ayrılış.

Tarihi Kesme Köyü’nün içinde mola veriyoruz. Adem’le vedalaşıp Beşkonak köyü üzerinden saat 24:00’de Antalya’ya geliyoruz Ali beyi terminalden İzmir’e uğurluyorum.

Amacına uygun bir ziyaret… Benim için en etkileyici anlar gerdanlarında kolyeleriyle, belindeki kuşaklarıyla çalışan, üreten dinamik Anadolu kadınlarıyla kucaklaşmak, takısız kendilerini çıplak sanmaları, onlarla dertleşmekti.

Asıl yerel tohumlarımız; analarımız, ANA-DOLU, sevginin doğduğu coğrafyada yaşamak çok güzel.

Sevgiler…

 

 

 

Author: Nihal Küpeli

Ziraat Mühendisi, gezgin, doğasever.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This