TÜRK DÜNYASINDA SEÇİM NEDİR, NASIL YAPILIR?

 

 

 

Bilindiği üzere Birleşmiş Milletler Örgütüne üye olan altı Türki (Türk kökenli) cumhuriyet bulunuyor. Bunlardan ancak bir tanesi (Türkiye Cumhuriyeti) 1923 yılından beri dünya sahnesinde yer alıyor. Diğer beşi 1991’den sonra, yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağılması ve buna üye olan 15 federal cumhuriyetin bağımsız olmasıyla ortaya çıktı. Bunlardan beş tanesi Türki kökenli olup, sırasıyla Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan adlı cumhuriyetlerdir.

Bu adını saydıklarımız 70 yıl Çarlık Rusya’sının despotizmi ve 70 yıl Sovyetler Birliğinin insana değer vermeyen katı sosyalist sisteminde uluslaştıkları ve geliştikleri için o dönemlerde birçok modern değeri benimsemiş oldular. Sovyetler Birliği döneminde de seçimler yapılırdı. Ancak şu farkla ki, bir makam için tek bir aday gösterilirdi. Seçmenler de o adaya oy vermek zorundaydılar. Diğer bir ifade ile Sovyet vatandaşlarının kime oy vereceklerini bilerek seçime gitme alışkanlıkları oluşmuştu.

Çok partili, çok adaylı seçimlerin yapıldığı, gerçek demokratik kuralların işlediği, seçimlere hile katılmayacağına inanılan ülkelerdeki seçim sistemleri ile yukarda bahsettiğimiz seçim sistemi hiçbir şekilde bağdaşmıyordu.

Bağımsız Devletler Topluluğu adıyla anılan eski Sovyet cumhuriyetlerinde siyaset, devlet başkanlığı sistemine oturmaktadır. % 50 oy alan aday cumhurbaşkanı seçilir. İlk turda % 50 oya ulaşan aday bulunmazsa ikinci tura geçilir. Ancak son 24 yılda hiçbir cumhuriyette böyle bir durum olmadı. İlginç değil mi?

Seçilen cumhurbaşkanı neredeyse mutlak yöneticidir. Çünkü başbakanı o belirler, bakanları onaylar, isterse başbakanı değiştirir. Parlamentolarda ise prensip olarak devlet başkanının belirlediği partililer veya şahıslar bulunur. Kısacası bizim anladığımız anlamda özgürlüklere saygı duyulan bir rejim söz konusu değildir. Sovyet geleneğinden gelen halklara aslında bu durum oldukça normal gelmektedir. Ancak son yıllarda bazı muhalefet gurupları ortaya çıkmaya başlamıştır.

Şimdi bu cumhuriyetlerde cumhurbaşkanlığı seçimlerini inceleyerek işe başlayalım.

 

AZERBAYCAN

10 milyona yaklaşan nüfusa sahip Azerbaycan’da ilk cumhurbaşkanlığı seçimi 8 Eylül 1991’de yapıldı. Tek aday Azerbaycan Komünist Partisi Birinci Sekreteri (başkanı) Ayaz Mutalibov idi. Katılım % 85,7 oldu ve Mutalibov 3 milyon 325 bin seçmenin % 98,5 oyunu aldı. Seçmenler görevlerini yerine getirmiş oldular. Başka türlüsü düşünülemezdi zaten.

Ancak ülkedeki ekonomik sıkıntılar ve artan huzursuzluk sonucu 7 Haziran 1992’de tekrar seçim yapıldı. Bu sefer -şaşılacak bir şekilde- demokrasi kuralları işledi, Cumhurbaşkanlığı için beş aday yarıştı. Azerbaycan Halk Cephesi adayı Ebulfeyz Elçibey oyların % 60,9’nu alarak bu makama seçildi. Fakat herhangi siyasi ve ekonomik tecrübesi olmayan Elçibey, halkın beklentilerini yerine getiremedi.

 

Eski Komünist Partisi Politbüro üyesi Haydar Aliyev, 3 Ekim 1993’te yapılan seçimlerde % 90’dan fazla oy alarak yeni cumhurbaşkanı seçildi. Halk, Azerbaycan’ın eski KGB Başkanını kurtarıcı olarak gördü; yani eski alışkanlıklarına geri dönülmüştü. Beş yıllık süre dolunca 11 Ekim 1998’de 3 milyon 358 bin seçmenin % 77,6’sının oyunu alarak Haydar Aliyev tekrar cumhurbaşkanı seçildi. Ancak katılım % 78,9 olmuştu. Demek seçmenin neredeyse % 40’ı cumhurbaşkanının yönetim tarzından memnun değildi.

Haydar Aliyev’in ölümü üzerine Yeni Azerbaycan Partisi oğlu İlham’ı aday gösterdi. Ekim 2003’te yapılan seçimlerde seçime katılım düşük oldu. Oğul Aliyev 5 milyon seçmenin ancak 1 milyon 860 binin oyunu alarak (% 75) cumhurbaşkanı seçildi. Azerbaycan böylece bir ilki yaşadı: iktidar babadan oğula geçti. Haydar Aliyev oğlunu bu makama hazırlamıştı. 2008’de artık palazlanan İlham Aliyev bu sefer katılımı da yüksek olan seçimlerde üç milyon 232 binin (% 87,34) oyunu alarak tekrar cumhurbaşkanı seçildi. 2013 yılındaki seçimlerde artık İlham Aliyev gücünü tam anlamda pekiştirmiş olarak seçmen önüne çıktı.   Azerbaycan seçmeni hayli umutsuzluğa kapılmıştı ve başka birinin seçilemeyeceğini anlamıştı. Dolayısıyla 5 milyon 215 bin seçmenin ancak 3 milyon 734 bini seçimlere katıldı ve İlham Aliyev % 84,54 oy alarak üçüncü dönem cumhurbaşkanı seçildi. Kısacası 12 yıldan beri iktidarda ve ülkede özgürlükçü demokrasiden eser yok.

 

TÜRKMENİSTAN

Halk profili olarak daha ziyade kırsal kesimde yaşayan, 5 milyonu biraz geçen nüfusa sahip Türkmenistan’da da değişik bir şey olmadı. 1985’ten 1991’e kadar Türkmenistan Komünist Partisi Birinci Sekreteri (yani başkanı) olan Saparmurat Niyazov bağımsızlık sonrası 21 Haziran 1992’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimine tek aday olarak girdi ve rekor bir şekilde % 99,5 (1 milyon 874 bin oy) oyla seçildi. Utanmış olmalılar ki % 100 diye ilan etmemişler.

1994’te, cumhurbaşkanlığı dönemini 2002’ye kadar uzatan bir referandum yapıldı ve tabii ki büyük destek aldı. Gerekçe ise çok inandırıcı idi: Böylece cumhurbaşkanı 10 yıllık kalkınma planının neticelerini görebilecekti. Referandum halkın % 99,8’inin desteğine ulaştı. Parlamento 28 Aralık 1999’da onu kaydı hayat şartıyla cumhurbaşkanı ilan etti. Ancak Niyazov bu kararı halka onaylatmak istiyordu, tekrar seçime gidildi ve tekrar % 99,5 oy aldı. Bu arada soyadını değiştirmiş Türkmenbaşı adını almıştı. Ruhname adlı eseri her yerde okunulması şart olan, herhangi bir okula veya işe girerken yapılan sınavlarda sorulan bir başyapıta dönüştürüldü. Halkı ona her şeyi bahşetti, fakat Tanrı ona ömürü esirgedi ve 21 Aralık 2006’da 66 yaşında öldü. Türkmenistan’ı 21 yıl tek adam olarak yönetmiş oldu.

22 Şubat 2007’de ise yeni cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. Niyazov’un Bakanı Gurbanguli Berdimuhammedov Türkmenistan’da geleneklerin sürdüğünü ispatladı. 2 milyon 357 bin seçmenin (%89,23) oyunu alarak cumhurbaşkanı seçildi. Ondan reformlar bekleniyordu, ancak beklenen olmadı. 12 Şubat 2012’de yapılan seçimlerde ise Niyazov’un rekoruna egale edemediyse de oyların % 97,14’ünü alarak ikinci dönem cumhurbaşkanı seçildi. Resmi verilere göre seçimlere katılım da çok yüksek (% 96,7) olmuş. Devlet yalan söylemez diyerek bu verilere inanmaktan başka çaremiz yok sanki… Batı da bu nüfusu ancak beş milyon olan, doğal gaz ve petrol zenginliğine sahip ülkeyle iyi geçinmek istiyor.

 

KAZAKİSTAN

18 milyona yaklaşan nüfusa sahip Kazakistan’da ilk cumhurbaşkanlığı seçimleri 1 Aralık 1991’de yapıldı. 1989 yılında Kazakistan Komünist Partisi Birinci Sekreteri seçilen Nursultan Nazarbayev tek aday olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerine de girdi. Nazarbayev 1 milyon 200 bin seçmenin katılmadığı seçimde, katılanların %98,8’inin desteğini aldı (8 milyon 681 bin).

1995 yılında gerçekleştirilen bir referandum ile Nazarbayev’in cumhurbaşkanlığı süresi 2000 yılına kadar uzatılmıştı. Ancak o kendini sınamak istedi. 10 Ocak 1999’da seçmenlerin % 87’sinin katıldığı seçimde %81 (5 milyon 847 bin) oy aldı. 18 Mayıs 2007’de parlamento anayasa değişikliği yaparak iktidardaki cumhurbaşkanına dilediği kadar beş yıl arayla yapılan seçimlere katılma hakkı verdi. Genelde bu iki dönem olur.

3 Nisan 2011’de yapılan seçimlerde Nursultan Nazarbayev muradına erişti. Seçimlere katılım neredeyse % 90 olmuştu. Bu seçimde % 95,5 (7 milyon 850 bin) oy alarak yerinin sağlam olduğunu ispatladı.

En son 26 Nisan 2015’te, bir yıl önceden yapılan seçimlerden de fazla, % 97,7 (8 milyon 833 bin) oy alarak zaferini ilan etti. 75 yaşına ulaşmış bir lider için cidden başarı sayılmalıdır. Kazakistan dünya kamuoyunun da dikkatinde bir ülkedir. Halkının % 30’u Ruslardan oluşmaktadır. Zengin petrol yataklarına sahiptir. Ayrıca uzay üssü Baykonur bu ülkede bulunur. Batı onu küstürmekten çekinmektedir.

 

ÖZBEKİSTAN

30 milyona yaklaşan nüfusa sahip Özbekistan’da ilk cumhurbaşkanlığı seçimleri 29 Aralık 1991’de gerçekleşti. Seçime iki aday katıldı. Biri 1989’da Özbekistan Komünist Partisi Birinci Sekreteri seçilen İslam Kerimov ise, ikincisi Erk Partisinden Özbekistan Yazarlar Birliği Başkanı Muhammed Salih idi. Seçimlerde yüksek katılım oldu (%94,2). Kerimov % 87,1 (8 milyon 514 bin) oy ile Cumhurbaşkanı seçildi. Rakibi Muhammed Salih % 12,5 (1 milyon 220 bin) oy aldı ki, bu Komünist bir ülkede şayan-ı dikkat bir durumdu. Seçimden sonra rejimin baskılarına dayanamayan Muhammed Salih ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Başta Türkiye’ye sığındıysa da, Kerimov’un talebi üzerine, Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı.

 

1996’da Kerimov da bir referandum ile iktidar süresini 2000 yılına kadar uzattırdı. 9 Ocak 2002’de yapılan seçimlerde bir zafer kazandı. % 95,1’lik katılım olan seçimde % 95,7 (11 milyon 147 bin) oy aldı. 2007 – 23 Aralık’taki seçimlerde katılım biraz düşmüştü. Yüzde 90,6 seçmenin oy verdiği cumhurbaşkanlığı seçiminde Kerimov % 90,76 (13 milyon) oy aldı.

Bu arada Özbekistan’da bir kaç ciddi terör olayları gerçekleşti. Bu da fakirlik içinde olan Özbekistan’da Kerimov’un katı politikasını daha da sertleştirmesi ile neticelendi. Buna rağmen 77 yaşındaki Kerimov 29 Mart 2015’te gerçekleşen seçimlerde % 90,39 (17 milyon 122 bin) oy almayı başardı. Katılım ise % 90 civarında oldu.

Özbekistan petrol ve doğalgaza sahip olmasına rağmen bu gelirler yeterli olmamaktadır. Dolayısıyla Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan gibi batının gözdesi değildir. Daha fazla tenkitlere maruz kalmaktadır.

 

KIRGIZİSTAN

Asya’nın en fakir iki ülkesi Kırgızistan ile Tacikistan’dır. Bu Sovyetler Birliği döneminde de böyleydi. Ancak Moskova’dan aldıkları sübvansiyonlarla halkı bir nebze tatmin ediyorlardı. 1989 yılında Askar Akayev, Fizik profesörü olarak Kırgızistan Bilimler Akademisi başkan yardımcısı ve aynı zamanda SSCB Yüksek Sovyeti üyesi seçilmişti. Yani Komünist Partisi gerçek anlamda organik bağı yoktu.

Ancak Kırgızistan Yüksek Sovyeti (parlamentosu) yeni cumhurbaşkanlığı için adaylar belirlerken, mevcut iki aday da yeterli desteği bulamayınca, Askar Akayev’e uzlaşıcı olarak bu pozisyonu sundu. Mihail Gorbaçev 1991 başında yıkılmakta olan kendine yardımcı olmasını teklif etti. O da siyasi havayı iyi yorumladı. Neticede bağımsızlıktan sonra 13 Ekim 1991’de tek aday olarak girdiği cumhurbaşkanlığı seçimini % 95,4 (1 milyon 968 bin) oy alarak kazandı. 24 Aralık 1995’teki seçimde rakibi Absamat Masaliev % 24,7 (474 bin) oy alırken, o % 72,4 (1 milyon 391 bin) oy alarak tekrar cumhurbaşkanı seçildi. Ancak katılım % 86,2 olmuş, yani halkın desteği azalmıştı.

Nüfusu 5 milyon 600 bini biraz aşan Kırgızistan’da 29 Ekim 2000’de yapılan seçimi de Akayev tekrar kazandı. % 76,4 oy almıştı.

Akayev 2005’te cumhurbaşkanlığından çekileceğini ilan etmişse de, yerine oğlunu bırakacağı şeklinde emareler sezilince bir kısım halk ayaklandı. 24 Mart 2005’te protestocular başkanlık sarayını bastılar. Neticede Akayev cumhurbaşkanlığından istifa etti ve ülkeyi terk ederek Moskova’ya gitti. Azerbaycan’ın ilk cumhurbaşkanı Muttalibov da aynı şeyi yapmıştı.

Kırgızistan’da 10 Haziran 2005’te yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini ise güçlü aday Kurmanbek Bakiyev % 88,9 (1 milyon 312 bin) oyla kazandı. Başta ekonomide bir takım başarılar gösterdiyse de, Kırgız halkını yoksulluktan kurtaramadı. Çünkü ülkenin yeraltı zenginlikleri yoktur. 23 Temmuz 2009’da yapılan seçimde tekrar Kurmanbek Bakiyev kazandıysa da oy oranı % 76,12’ye düşmüştü ( 1 milyon 772 bin).

2010 başında Oş’ta Özbekler ile Kırgızlar arasında kanlı çatışmalar patlak vermişti ve başkentte de cumhurbaşkanı aleyhin gösteriler sürmekteydi. 1991’de de benzer olaylar olmuştu. Neticede Kurmanbek kaçmak zorunda kaldı. Eski Dışişleri Bakanı Roza Otunbayeva 7 Nisan 2010’da geçici cumhurbaşkanı seçildi.

30 Ekim 2011’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılım hayli düşük oldu. Seçmenlerin ancak %61,28’i oylamaya katıldı. Bu da seçmenin bıkkınlığı ve ümitsizliğe düşüşü ile açıklanabilir. Cumhurbaşkanlığı, yılların politikacısı ve Başbakan Almazbek Atambayev % 63,24 (1 milyon 175 bin) oy alarak cumhurbaşkanlığını kazandı.

10’dan fazla adayın katıldığı seçimde Atambayev’in rakiplerinden ikisi ise % 14’er oy almayı başardılar. Kısacası ekonomik yardıma muhtaç Kırgızistan, yeni dalgalanmalara da aday olacağa benziyor. Çünkü ekonomik ve de siyasi istikrar pek kurulamıyor.

 

Yukarıdaki örneklerden görüleceği üzere tüm Türki devletlerde (Kırgızistan dışında, o da mecburiyetten) liderler nerdeyse çeyrek asırdır iktidarda bulunmaktadırlar. Tabii ki yönetenlere, tek hâkim durumunda, güçlü bir devlet başkanı olmak cazip gelmektedir. Sovyet geleneğinden gelen halk da buna alışmış, daha doğrusu alışkanlığından vazgeçememiş gözüküyor.

Bu ülkelerin hiçbirinde gerçek muhalefet oluşmasına izin verilmemiştir. Basın özgürlüğü, insan hakları gibi konularda dünya istatistiklerinde en son sıralarda yer almaktadırlar. İmkânı olanlar rüşvet toplayarak veya fırsat olursa despot liderlere yandaşlık yaparak hayat standartlarını yükseltmektedirler. Kalanlar ise aç susuz değillerse de, önemli ölçüde mutsuz ve korku içindedirler. Ancak hayat standarttı düşük olan Özbekistan gibi ülkelerde halkta siyasi baskılardan ve ekonomik sıkıntılardan kurtuluşu dinde arama eğilimi güçlenmiş, hatta bu radikalizme dönüşmeye başlamıştır.

Aslında fikir özgürlüğü halkın rahatsız olduğu konuları gündeme getirmesine ve siyasilerin de buna göre tedbirler almasına imkân vermektedir. Dolayısıya bağımsız Türk Devletlerinde siyasetin geleceği belirsizdir. Çünkü çoğunluğun kaderi despot liderlerin kaderine bağlıdır. Ekonomi iyi gittiğinde bu sorun gibi gözükmemektedir. Ancak Kırgızistan örneğinde olduğu gibi ekonomik sıkıntılar artığında huzursuzluklar, hatta isyanlar başlamaktadır.

 

 

 

Kapak görseli

Author: Nadir Devlet

Prof. Dr., Türk Dünyası tarihi ve uluslararası ilişkileri uzmanıdır. 20 ve 21. yüzyılda Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk halklarının geçmişi, bugünü, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik yapıları üzerinde yoğunlaşmıştır.

Share This Post On

Submit a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share This